Ekim, 2006 için arşiv

31
Oct
06

Uzmanından Sabun Yapımı Tarifi

sabun GEREKLİ MALZEMELER:
90g bitkisel yağ (bulabiliRseniz hayvan iç yağı daha iyi oluR,en iyi yağ memeli hayvanlaRın ve insanın yağıdıR), 50 mL 5N NaOHçözeltisi ,ve müReksit (olmasada oluR,moR-boRdo Renk veRmek için,ben bu Rengi seveRimde),isteRseniz 5-10 mL parfüm(olmasada oluR),bol tuz. YAPILIŞ:
büyük biR emaye kaba 10 mL NaOH çözeltisi ve 10 mL su konulaRak ısıtılıR.ÜzeRine yağ yavaş yavaş karıştıRılaRak dökülüR…yaRım saat soRa 10 mL saf su ve 10 mL daha NaOH çözeltisi ilave ediliR.Sık sık kaRıştıRılaRak hafif kaynayana kadaR ısıtılıR.İki saat soRa NaOH çözeltisinin geRi kalanıda atılıR kaba…yaRım saat daha geçtikten soRada 25 mL su katılıR ve homojen biR pasta elde edilinceye kadaR,yaklaşık 2 saat kaynatılıR.Daha soRa kuvvetle kaRıştıRaRak 200 mL kadaR sıcak su katılıR.Bu sıRada macunumsu biR kütle meydana geliR.En sonunda kaynama sıcaklığında 10 g. kadaR tuz ve 1-2 g kadaR müReksit katılıR ve biR gece kendi halinde bıRakılıR…
BiR gün soRa katılaşan sabun kütlesi kaldıRılıR ve altına yapışan bazik kalıntılaRdan yıkanaRak kurtaRılıR.Uzun süRe kendi halinde kuRumaya bıRakılıR…SaflaştıRmak için sabun sıcak suda çözülüR,tuzla doyuRulaRak tekRaR ayRılıR,bu aşamada paRfüm veya nemlendirici kRem isteniliRse dökülüR ve macunumsu kaRışım (yani sabun) sizin yapıcağınız ya da bulacağınız biR kalıpa dolduRuluR ve kuRumaya bıRakılıR…

50 mL 5 N NaOH hazıRlanışı:
piyasadan aldıınız NaOH tan 10g alın,biR balon jojeye koyun,az bi su döküp kaRıştıRın,daha sonRa çözeltiyi 50 mL ye tamamlayın…

TEORİĞİ:
N=M.t » 5=M.1 » N=M=5mol/L

50mL=0,05L

M=n/V(L) » 5=n/0,05 » n=5*0,05=0,25 mol

n=m/MA » 0,25=m/40 » m=40*0,25=10
» m=10g. alınıR yukaRıda yazılan şekilde 50ML ye tamamlanıR.

haRFleR:

M =molaRite(mol/L) » 1 litRe çözeltide çözünmüş olan maddenin mol gRam sayısıdıR.
N =normalite »1 litRe çözeltide çözünmüş olan maddenin eşdeğeR-gRam sayısı.
t =tesiR değerliliği,asitleRde iyonlaşabilen H sayısı,bazlaRda hidroksil (OH) sayısıdıR..bide NaOH dı,1 OH vaR o yüzde t=1 diR.
V= hacim (L)
n= mol sayısı
MA= maddenin molekül ağırlığı,NaOH ınki 40
—————————————–
memeli yağı geRçekten en kalite yağdıR,memelileR aRasındada insanınki baya iyidiR…memeli yağı bulmak kolay git kasaba iç yağı al.

Kaynak: tyleR – spyMS 2002 / bilimadami.net kimya bölümü 

31
Oct
06

Mikrodalga fırında plazma yapmak. [Evde Denemeyin!]

Geçenlerde internette sörf eylerken rastladığım bir deney videosunu sizlerle paylaşmak istedim. Videodaki bilim aşkıyla yanıp tutuşan saygıdeğer abimiz bizlere fırında tavuk yerine plazma yapmayı gösteriyor. :] Aman diyeyim evde sakın denemeyin. 

Alakasız Not: Trafiğe Kapalı Alanda Çekilmiştir.
Alakalı Not: Video İngilizcedir.

Video için Tıklayınız!

31
Oct
06

Neden dişlerimizi fırçaladıktan sonra portakal suyunun tadı çok kötü gelir?

portakal suyuBu soru belki de hiç birinizin aklının ucundan dahi geçmemiş olabilir fakat, eğer bir bardak portakal suyu içmeden hemen önce dişlerinizi fırçalarsanız ne demek istediğimi daha net anlayacağınızdan eminim. Questacon araştırma merkezinden David Cannell adlı bir bilim adamının dediğine göre bu olayın asıl sorumlusu diş macununda bulunan sodium laurel sulfate denilen bir madde. Bu maddenin yaptığı iş aslında tatlıya duyarlı alıcıları bloke etmek. Dilinizin üzerinde bulunan diğer tatlara duyarlı alıcılar ise çalışmaya devam etmekte fakat bu maddenin etkilediği alıcılar çalışmayı durdurmaktalar. Tabii bu madde sadece tatlı alıcılarını bloke etmekle kalmıyor aynı zamanda ekşi ve acı duyusunda artışa yol açıyor ve bu mekanizmanın doğal bir sonucu olarak da özellikle portakal suyu içerken ağzınızdan geçen acı ve ekşi tat duyusu dayanılmaz bir hale geliyor. Tat alıcıları vücudumuzun gerçekten de çok ilginç parçalrından biri. Dilimizin üstünde küçük yumrular şeklindeki bu oluşumlar minik birer soğancığa benzerler ve eğer çok yüksek büyütmeli bir mikroskopla bakacak olursanız yaklaşık sayıları onbin'i bulan her tat alıcısının yaklaşık elli farklı tat hücresinden oluştuğunu görürsünüz. Tat alıcıları hayli ağır bir yükün altında çalışır ve yaklaşık iki hafta içinde de ölürler. Fakat genelde bu ölenlerin yerine yenileri çıkar, tabii bu döngü her zaman gerçekleşmeyebilir. Siz yaşlandıkça ölenlerin yerini yenilerinin alması süreci yavaşlar ve bir noktadan sonra geriye döner sonuçta ileri yaşlarda iki ya da üçbin tat reseptörünüz kalır. Çocuklar inanılmaz bir tat alma duyusuna sahiptir. Eğer bir yiyeceğin tadı yeterince güçlüyse çocuklar bunu iğrenç bir tat duyusu olarak değerlendirebilir. Ne zaman ki yaşlanırsınız bu yiyecekleri yemeyi alışkanlık haline getirirsiniz. :] Belki de çocuklara zorla sebze yedirmeyi tekrardan bir düşünmek gerekir. Bilimadamları tat alıcılarının neden tekrardan çıktığını ya da çıkmadığını tam olarak çözebilmiş değiller. Fakat bilinen bir şey var ki o da bazı şeyler (Sigara gibi) tat alıcılarının tekrardan çıkma sürecini etkilemekte.

Kaynak: www.abc.net.au "David Cannell"
Çeviri: Emre Otlu

28
Oct
06

Gözümüz Kaç Megapiksel?

bilim Günlük hayatta “vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 MP” ya da bende bir makine var “12 MP” gibi sözler duyarız ve “vay be, teknoloji nerelere kadar geldi” deriz. Hatta bazen “ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri” dediğimiz bile olur. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve vücudumuzun günümüz teknolojisinin ne kadar ilerisinde olduğunu ortaya koyuyor.Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinesi değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki foto-alıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinede olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.

Okumaya devam edin ‘Gözümüz Kaç Megapiksel?’

28
Oct
06

Katı Roket yakıtları ve Özellikleri

Amatör Roket Katı İtici Yakıtları(Propellant) ve ÖzellikleriRoket sistemlerini hedefe taşıyan katı yakıtlar ilk kullanımlarından bugüne değin gerek ham madde gerekse üretim prosesleri bakımından büyük gelişmeler göstermişlerdir. Roket performansı yakıt performansı ile doğrudan orantılıdır. Genel anlamda roket itici yakıtı, oksitleyici ile reaksiyon verecek bir yakıt ve oksitleyiciden oluşur. Ateşleme ile yapısındaki oksitleyiciden aldığı oksijen ile yanan yakıt dışarı ısı vererek katı halden gaz hale dönüşür. Oluşan gaz, nozülden kontrollü bir şekilde atılırken , sağlanan itki ile güçler,zıt yönlerde eşdeğer etki yapar prensibinden faydalanarak roketin uçuşunu sağlar. Elbette pek çok katı itici yakıt formülasyonları vardır ki amatör roketçiler tarafından yıllarca denendi.Şüphesiz sadece birçok formülasyonlar tamamen başarısız olsalar da, veya olsa olsa, marjinal olarak bunlardan bazıları çok başarılı olur ve dünya çapında popülerlik kazanır.
Amatör Deneyselci İçin Katı İtici Yakıt Gereklilikleri
Amatör roketçilikte, profesyonel roketçilikten farklı olarak hangi roket itici yakıtları ve motorları üretilebileceği malzemelerin mevcudiyeti, işlemlerin kolaylığı yanında mevcut mali kaynaklara göre de değişir, ve bu durum karşılaştırmak gerekirse belirgin bir şekilde önemsizleşir. Aslında, profesyonel ve amatör ihtiyaçları arasında açık bir ayrım yapılmalı, ideal bir roket itici yakıtı belirleyen gereksinmelerde göz önüne alınmalıdır. Daha da önemlisi bir kişi için güzel çalışan yakıt bir başka kişi tarafından beğenilmeyebilir. Bundan dolayı aşağıdaki liste halinde verilen gereksinmelerin her birinin önemi duruma ve kişilere göre farklılık gösterdiğinden ayrı önem sırasına göre verilmemiştir.Bunlardan ilk iki madde istisnadır ve her zaman en önem verilmesi gereken hususlardır. Okumaya devam edin ‘Katı Roket yakıtları ve Özellikleri’

25
Oct
06

Karşıt Maddenin Tarihçesi

1928-1995 arası: Başlangıç

Karşıt maddenin tarihi Paul Dirac adlı genç bir fizikçinin matematiksel denkleminin garip çıkarımıyla başlar..

20. yüzyılın başılarında 2 önemli teori olan kuantum mekaniği ve görecelik teorileri fiziği temellerinden sarsıyordu.. 1905 yılında Albert Einstein’ın meydana çıkardığı özel görecelik teorisi uzay-zaman ve kütle-enerji arasındaki ilişkiyi açıklıyordu.. Bu sırada yapılan deneyler ışığın bazen dalga bazen küçük parçacık akımları halinde davrandığını gösteriyordu.. Max Planck önerdiği teoriye göre ışık dalgaları “kuanta” adı verilen küçük paketçikler halinde yayılıyordu, bu ışığın hem dalga hem parçacık halinde yayılması anlamına geliyordu..

1920′lerde fizikçiler atom ve bileşenlerine aynı kavramı uygulamaya çalışıyolardı.. 1920lerin sonunda Erwin Schrodinger ve Werner Heisenberg yeni kuantum teorisini keşfettiler.. Bundaki tek sorun teorinin görecelik teorisine uygulanabilir olmayışı yani sadece yavaş hızlardaki parçacıklar için geçerli olup ışık hızına yakın hareket edenler için sonuç vermemesiydi.. Okumaya devam edin ‘Karşıt Maddenin Tarihçesi’

24
Oct
06

D İ J İ T A L İ M Z A

Dijital imza dendiğinde, hepimizin aklına mutlaka bir şeyler geliyor. Ama dijital imza nedir, nasıl oluşturulur, ne amaçla kullanılır veya kullanıcıya neler sağlar, sanırım çoğu öğrencimizin zihninde, net cevaplar belirmiyor. O halde neymiş bir bakalım.

Öncelikle hemen ifade edelim ki dijital imza, el ile atılan kişisel imzanın, tarayıcıdan taranıp, internet üzerinden gönderilen e-postalara eklenmesi kesinlikle değildir. İlk bakışta çoğu kişinin aklında bu tip izlenimler oluşabilir. Ancak dijital imza bundan çok farklı ve güvenliği amaçlayan bir uygulamadır. O halde nedir dijital imza?

Dijital İmza Nedir?
Günlük hayatta kullanılan imzalarda olduğu gibi, dijital imzalar da elektronik ortamda gönderilen bilginin veya e-mail’in kime ait olduğunu göstermek için kullanılır. Dijital imzaların oluşturulmasında ve doğrulanmasında dijital sertifikalar kullanılır. Gönderdiğiniz veriyi imzalamak için kendinize ait bir dijital sertifikanız bulunmalıdır. Dijital olarak imzalanmış bir elektronik belge, aynen sıcak imza taşıyan bir evrak gibi bağlayıcıdır, muteberdir. Okumaya devam edin ‘D İ J İ T A L İ M Z A’

24
Oct
06

RSA

RSA ismi yaratıcılarının isimlerinin baş harflerinden oluşmuştur (Ron Rivest, Adi Shamir ve Len Adleman)
Şifreleme şu şekilde yapılır:

p asal bir sayı
q asal bir sayı (bu sayılar ne kadar büyük olursa kırmak zorlaşır)
n=pq
fi(n)= (p-1)(q-1)
e= 1
de=1 mod ( fi(n)) e uygun bir ”d” üretin. Okumaya devam edin ‘RSA’

24
Oct
06

Enigma(II) Matematikle savaş kazanan adam…

Alan Turing, II. Dünya Savaşı’nda Almanlar’ın “çözülemez” dediği şifrelerini çözen çok zeki bir matematikçi, bir kahraman ve intihara sürüklenmiş bir dahiydi.

Bayan Clayton, 1954′ün haziran ayında, akşamüstü eve yaklaşırken bir şeylerin yanlış gittiğini biliyordu. Her gün ev sahibine yemek yapmaya giderdi, ama o gün süt hâlâ kapının önünde, gazete ise posta kutusundaydı. İçeri girdi, yatak odasına çıktı ve kapıyı çaldı. Yanıt alamayınca odaya girdi. Ve Dr. Alan Turing’in yatağın üstünde duran cansız bedeniyle karşılaştı. Okumaya devam edin ‘Enigma(II) Matematikle savaş kazanan adam…’

24
Oct
06

Şifrelemenin Tarihi

Heredot’un anlattıklarına göre eski Yunan’da şifreli bir mesaj gönderilmek istendiğinde, kölelerin kafa derisi üzerinde mesajlar aktarılmaktaydı. Önce bir kölenin kafası traş edilir, daha sonra da ilgili mesaj kafasına kazınır ve saçlarının uzaması beklenirdi. Birkaç ay sonra da köle, hedefine doğru yola çıkar ve gittiği yerde tekrar kafası traş edilerek mesaj okunurdu.

Artık ne kölelerimiz ne de aylar boyu bekleyecek zamanımız var. Ayrıca pek zarif bir fikir olmayan bu yöntem yerine gelişen zaman içerisinde pek çok yeni yöntem keşfedilmiştir. Örneğin Roma imparatoru Julius Sezar generallerine gönderdiği mesajların okunmaması için üç yana kaydırma mantığını kullanan bir şifreleme yöntemi geliştirmiştir. Sezar, mesajlarındaki yazılarda, örneğin “A” harfi yerine “D”, “B” harfi yerine “E” kullanmaktaydı. Oldukça basit ve hedefine ulaşan bu yöntem o çağın şartları için yeterli olmuştur.

Gelişen zaman içerisinde değişen şifreleme yöntemleri birbirini izlemiş, kimi zaman çözülen bir şifre imparatorlukların kaderini değiştirmiştir. Örneğin 1587 yılında İngiliz Kraliçesini devirmek için adamlarıyla haberleşmede kullandığı basit değiştirme yöntemi çözülen İskoçya Kraliçesi, bu hatasını idam edilerek ödemiştir.

1. Dünya savaşında Almanların çözmemesi için bir Amerikan Telefon ve Telgraf şirketinden bir çalışan olan Gilbert Vernam tarafından hazırlanan “bir kerelik bloknot” yöntemi, savaş boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin mesaj güvenliğini sağlamıştır. Bu sistemde şifrelenecek metin ASCII kodundaki karakterlere dönüştürülür ve bir kez şifreyi çözmede kullanılacak gizli anahtar, mesajı okuyan kişi tarafından imha edilirdi. Böylece tek seferlik mesajlaşmalar güvenli bir iletişimi oluştururdu.

2. Dünya savaşında ise filmlere konu olan Enigma makinesi Almanların en güvendiği şifreleme tekniğiydi, ta ki; Ruslara esir düşen bir Alman savaş gemisinde ele geçirilen Enigma makinesinin İngilizlere şifre kırıcılar tarafından çözülmesi, savaşın kaderini değiştirmiştir. Almanların tüm haberleşmesini dinleyen İngilizler, bu bilgi ile uzun süre Almanların ne yapacaklarını erkenden öğrenip ona göre taktik hazırlama şansına sahip olmuşlardır.

Enigma makinesi temel olarak; klavyesinden girilen karakterlerin makine içerisinde birbiri ile değişik şekillerde algoritma oluşturacak şekillerde yazıları kodlayan üç adet diskten oluşmaktaydı. Enigma’daki diskler Almanlar tarafından önce 5’e ve daha sonra da 8’e çıkarılmıştır. Ancak büün bu tedbirler İngilizlerin ilk bilgisayarların atalarından olan, IBM bilgisayar sistemi ile kodları çözmesini engelleyemedi.

Enigma’nın şifresinin çözülmesi ile bilgisayarları yakınlaştıran bu süreç, sonraki zamanlarda bilgisayarların şifreleme işlemlerinde daha çok kullanılması ve günümüzde de vazgeçilmez bir parçası olma durumunu getirmiştir.

Günümüz bilgisayar destekli şifreleme teknikleri oldukça, yüksek bilgi gerektiren karmaşık güvenlik önlemleriyle yoğrulmuş teknikler içerir. Her biri bir öncekinden daha güvenli olduğunu iddia ederken, her geçen gün bir öncekinin nasıl şifresinin nasıl kırıldığına şahit olmaktayız. Dolayısıyla öğrendiğimiz temel yöntem teorik olarak hiçbir şifreleme yönteminin kırılamaz olmadığı ve sonlu bir süre sonunda şifresinin çözüleceğidir. Belki 1 ay belki 1000 ay sonra ama mutlaka tüm şifrelerin çözülebileceği unutulmaması daima tavsiye olunmakta.

Bu yazıda bu şifreleme yöntemlerinden biz kullanıcılar için en etkili kullanılacak alan olan evimizdeki, işyerimizdeki dosya ve klasörlerimizin şifrelenerek korunmasıyla ilgili yazılımlardır. Her birimizin basit ve kullanışlı bir teknikle, şüpheli gözlerden saklanmasını isteyeceğimiz dokümanlar bulunabilir. Örneğin işyerindeki bir satış raporu, veya sevgilimize yazdığımız bir şiirin, bilgisayarımızı kullanan diğer kişilerce görünmesini istememek en doğal hakkımız!

Yalnız dikkat edilmesi gereken en temel nokta, hangi programı kullanırsak kullanalım, şifrelemekte kullandığımız bir parola mutlaka olacaktır. Bu parolayı asla unutmamalı ve başkalarının görebileceği ortalık bir yerde bulundurmamalıyız. Yoksa bütün bu karmaşık matematiksel formüllere dayanan şifreleme mantığının temelinde yatan “insan” faktörü devreye girer ve şifremiz çözülür!

Klasik Şifreleme Teknikleri
Tarih içerisinde değişik teknikler kullanılarak şifreli mesajlar iletilmeye çalışılmıştır. Bir dönem uygulanan kölelerin kafasına kazılan yazılarla mesajlaşma haricinde, şu teknikler de kullanılmaktaydı;
Harf İşaretleme: Bir yazı içerisindeki bazı karakterlerin daha derin kazılmasıyla ancak belli bir açıdan gelecek ışıkla okunan yazılar.
Görünmez Mürekkep: Belirli bir ısıda veya kimyasal bir sıvıya batırılarak okunur hale gelen yazılar.
İğne Delikleri: Yazıdaki belirli karakterler iğne ile delinerek işaretlenmesi temeline dayanıyordu.
Sezar Tekniği: Bilinen en eski “yerine koyma“ tekniğidir. Her harf alfabedeki kendinden üç sonraki harfin yerine konularak yazışmalar yapılmaktaydı.

Kaynak: Bülent Kaçar & Derleyen karamangil -  Bilimadami.Net Kriptoloji Forumu




RSS Bilimadami.NET

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

Sayfalar

 

Ekim 2006
M T W T F S S
« Jul   Nov »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Blog İstatistikleri

  • 16,744 hits

Top Clicks

  • Hiçbiri

Göze Batanlar

Fotoğraf

Noviembre

Loch Lomond

Hairy mute - Explored Front Page!

I'm a little teapot!

oh light la la !!

More Photos