22
Eki
06

1. ve 2. GÖKTÜRK DEVLETİ

eon:
BIRINCI GÖK TÜRK DEVLETI

Gök-Türkler’in tarih sahnesine çiktiklari anlarda Juan-Juanlar’a tabi olarak, Altay daglarinda an‘anevi sanatlari demircilikle ugrastiklari ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi daginik degildiler. Çou-shu (Çin yilligi, M. 550-557′den)’ya göre, Gök-Türk Devleti’nin kurucusu Bumin (Çince’de T’u-men)’in atasi olarak gösterilen A-hien, “Sad” ünvanini (Bilge sad) tasiyor ve Bumin’den hemen önce gelen Tu-wa adli basbug da Ta-ye-hu (“Büyük Yabgu”) olarak taniniyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlar’a bagliligi “fedaratif” mâhiyette idi.

Bumin daha M. 534 yilinda kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmus, M. 542′de akincilarinin basinda Huang-ho nehri yakinlarinda görünmüs ve M. 545′de bati Tabgaç hükümdarinin gönderdigi elçiyi “imparatorluktan nezdimize “hey’et geldi, devletimiz bundan gurur duyar” sözleri ile karsilamisti. Gök-Türk hanlarindan Isbara, 585′teki bir konusmasinda Gök-Türk devletinin “50 yil önce” kuruldugunu söylemistir ki, bu da 535 tarihine düser.

Ancak Bumin’in 546′da Juan-Juan devletine karsi bir Töles ayaklanmasini bastirdigi için, o devlet hükümdari ile es-degerde oldugunu göstermek maksadi ile, onun kizi ile evlenmek isteginin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurdugu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen isgal ettikten sonra resmen “il-kagan” unvanini almasi ve böylece, merkezi, eski büyük Hun imparatorlugunun baskent bölgesi, Ötüken (Orhun irmaginin hemen batisinda, ormanlik ve daglik bir bölge) olmak üzere hakanligi kurmasi 552 yilinda olmustur.

Devletinin bati kanadini kurulusta kendisi ile birlikte çalisan küçük kardesi Istemi’ye,”Yabgu” ünvanini tasimak, dolayisiyla dogu kanadinin yüksek hakimiyetini tanimak üzere veren Bumin, devleti kurdugu yil içinde öldü. Istemi Kagan batida fetihlerine devam ederken, Ötüken’de iktidara gelen, Bumin’in oglu K’o-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakim olan, Bumin’in diger oglu Mu-kan (553-572) zamaninda devlet, hasmetli çagina ulasti.

Heybetli görünüsü, parlak mavi gözleri, kudreti ve husuneti Çin kaynaklarinda belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile Juan Juanlar’i tarihe malettikten sonra (555), K’i-tanlar’in ve Kirgizlar’in ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine bagladi. Çin’de Bati Tabgaçlari’nin yerine geçen Chou hanedani ile, yeni kurulan Tsi hanedanini baski altina aldi. Istemi’nin harekatina karsi, Çin’den yardim isteyen Ak-Hun-Eftalit devletine ve Maveraünnehir halkina Çin askerî destegini önledi. 564′de San-si’deki Tsi baskenti Tsin-yang’i muhasara etti ve kizi prenses Asina’yi Chou imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynaklarin bildirdigine göre, genis ülkelere ve 100 bin kisilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanini, Çin imparatoru akrabalik kurma yolu ile teskin etmis oluyordu.

Mu-kan’in emrindeki kuvvet devletin dogu kanadinin ordusu idi. Istemi (552-576) kumandasindaki öteki ordusu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi. Kisa zamanda, Altaylar’in batisini Issik Göl ve Tanri Daglari’na kadar hakimiyetine alan Istemi, genis çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurdugu Sasanî Imparatorlugu ve Bizans gibi Ortaçag’in en büyük iki devletini Gök-Türk politikasi izinde yürütmek suretiyle, Türk hakanligini bir dünya devleti payesine yükseltti.

561 yilinda, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptigi ilk baski tecrübesinden sonra, Ipek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karsi Sasanî Imparatorlugu’nu tabiî müttefiki olarak gören Istemi, Sehinsah Anusirvan Adil ile antlasma akdetti. Bu vesile ile kizi, Anusirvan ile evlenerek Iran sarayina imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafindan sikistirilan Ak-Hun-Eftalit devleti yikildi ve topraklari Ceyhun (Amu Derya) sinir olmak üzere iki imparatorluk arasinda paylasildi (564). Maveraünnehir, Fergana’nin bir kismi, Kasgar, Hoten vb. Gök-Türkler’e intikal etti. Bu suretle Iç Asya ipek kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmis oluyordu.

Ancak Anusirvan bu bölüsümden, zaferdeki katkisina nisbetle “arslan payi”ni almis olmasina ragmen, pek memnun degildi, kervan yolunun Maveraünnehir güzergahini da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz limanlarina ve Bizans’a yapilmakta olan ipek nakliyatini durdurdu. Böylece hem ipek ticaretinin ünlü kervancilari olup son taksimde Gök-Türkler’e baglanan Sogd (Semerkant bölgesi) ahalisinin faaliyetini baltalayarak, huzursuzluk çikartmak, hem de Türkler’i ipek transit rüsumu (geçis vergisi) gibi yüksek bir gelirden mahrum etmek düsüncesini uygulamaya koydu. Istemi’nin gönderdigi elçileri hile ile öldürttü. Uzlasma ümidini kesen Istemi yönünü Bizans’a döndürerek Istanbul’a Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniah baskanliginda bir heyet gönderdi (568).

Tarihte bu, Orta Asya’dan Dogu Roma’ya giden ilk resmî heyet idi. Ipek meselesi Gök-Türkler kadar Bizans’i da ilgilendirdigi için, hatta Sasanî araciligindan kurtulmak üzere, nakliyati Hind Denizi yoluna çevirmek maksadi ile güney Arabistan’daki Himyeri Devleti ile temaslar aramis olan Bizans’ta, Imparator II. Justinos, Türk elçilerini alaka ile karsilamis, Istemi’nin gönderdigi “Iskitçe” (Türkçe) mektubu okutmus ve Maniah’in agzindan tesebbüsün ciddiligini anlamisti. Bir ittifak antlasmasi yapmak üzere umumi vali Zemarkhos baskanliginda bir heyeti yola çikardi (568 Agustos basi).

Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral Gölü arasindan Talas yolu ile Tanri Daglari’nda Ak-Dag’da Istemi (Bizans kaynaklarinda, Dizabulo, Dilzibulos, Silzioulos, Stembis: Al-Tabari’de Sincibu)’nin huzuruna gelen Bizans elçilerinin hatiralarinda Gök-Türk hayatini, kudret ve ihtisamini gözler önüne sermesi bakimindan pek kiymetli bir vesikadir. Istemi, Bizans ile isbirligi yaparak Anusirvan’i ipek yolunu açmaga zorlamak gayesini güden siyasetinde basariya ulasmis, 571 yilinda Sasanî-Bizans çatismasi baslamisti. Fakat bu savasa Gök-Türklerin katildigina dair bir isaret yoktur. Ancak Anusirvan’in oglu olup, Gök-Türk prensesinden dogdugu için “Türk-zade” diye anilan IV. Ormuzd’un son yillarinda (579-590) müdahale edilmistir.

Bu geç kalisin sebebi, Gök-Türkler’in fiili savasa istirak için tazyik eden Bizans’in gönderdigi çesitli elçilerden biri olan Valentinos’u 576′da Aral Gölü havalisindeki Türk bölgesinde karsilayan Türk-sad’in sözlerinden anlasiliyor. Bu Türk prensi Bizans’i Gök-Türkler’in affedilmez hasimlari olan Avarlari himaye etmekle ve “kiliçla degil, atlarin ayaklari altinda karinca gibi ezilerek öldürülmegi hak eden” bu kavme barinacak yer vermekle suçluyordu ki bu dogru idi.

Istemi’nin siyasetinin diger ve daha mühim bir neticesi de su olmustur: 19 yil sürmüs olan (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorlugun arasi düzelmemis, birbirini takip eden karsilikli istilalarda nihayet Imparator Heraklaious’un Sasanî baskenti; Madain (Ktesiphon)’e kadar uzanan seferleri (622-628) Sasanî Imparatorlugunun son mecalini de kirmistir ki, Kur’an’da bile isaret olunan bu durum Islamiyetin kisa zamanda Iran’da hakimiyet kurmasini kolaylastirmistir.

Mu-kan’in yerine kardesi T’a-po (Tapar?) geçti (572-581). Kudretli hakanligin yeni hükümdari, kendini tebrik etmek üzere hediyelerden baska 100 bin top ipek gönderen Chou Imparatoru ile, tebrik için çesitli hediyelerle birlikte baskumandanini göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren, Chou’larin rakibi, Tsi Imparatorlugu’na “ogullarim” diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin’in Türk himayesine alindigini göstermekte idi.

Ülkesinin genisliginden dolayi hakanligin dogrudan dogruya kendi idaresindeki kanadini ikiye ayirarak, dogusuna, kardesi K’o-lo’nun oglunu, batisina da küçük kardesi Jo-tan’i “Han” ünvanlari ile tayin eden Istemi de esasen kendisinin yüksek hakimiyetini tanimakta oldugundan, ulu hakan durumuna yükselen T’a-po, bir Tsi prensesi ile evlenmek düsüncesine kapildi ve ayrica Türk toplulugu için zararli cihetleri önceki devirlerde ileri görüslü Türk idarecileri tarafindan ortaya konulmus olan Buda dinini, bir Budist misyoneri (Jnagoupta)’nin telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalkti; bir Budist tapinagi ve bir Buda heykeli yaptirdi.

Gök-Türk hasmeti çöküse yüz tutmus gibi idi. T’a-po dis siyasette de yanlis adimlar atti. Tsi’ler 575′te Tchin hanedani tarafindan yikildigi zaman, oradan kaçarak kendisine siginan bir Tsi prensini “Çin kagani” ilan etti. Choularla arasinin açilmasina sebep olan bu durum karsisinda kalabalik bir ordu ile, Pekin bölgesine ilerleyen T’a-po kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdari, “Çin Kagani” Tsi prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasinda bu prensin Choular tarafindan kaçirilmasina göz yumulmasi millet nazarinda hakanin itibarini büsbütün sarsti. Gök-Türk birligi ve kültüründe mühim çatlaklarin belirdigi bu yillarda diger mühim bir hadise de Istemi’nin ölümü oldu (576).

Resmi ünvani “Yabgu” olmasi gerekirken (kendisine bagli bati Gök-Türk halki bazen Yabgu Türkleri diye aniliyordu), kitabelerde bile “Kagan” diye zikredilen bu büyük sahsiyetin ölümünü, yukarida adi geçen Türk-sad’in sözlerinden ögreniyoruz. Türk-sad’i sinirlendiren hususlardan biri de, ölen “atasi”nin yas günlerinde Türkler’in rahatsiz edilmeleri idi. Yol hatiralari Gök-Türk hakanliginin bati bölgelerindeki kavimler bakimindan çok mühim olan elçi Valentinos’a hitaben yapilan bu konusma ayrica Türk fetihlerinin hem seklini, hem felsefesini açiklamak itibariyle büyük deger tasimaktadir:

“Ben esirlerimiz olan Uar-Huni (Avar)’lerin hangi yoldan Bizans’a gittiklerini biliyorum. Dinyeper’in, Meriç’in nerede oldugunu, Tuna’nin nereye aktigini biliyorum. Gün dogusundan gün batisina kadar ülkeler bize diz çökmüstür. Alanlar’i On-Ogurlar’i görüyorsunuz. Bize karsi gelmek cesaretini gösterdiler, fakat ümidleri bosa çikti. Roma’ya da gelecegiz”. Gök-Türk sinirlarinin Kafkasya’nin kuzeyine kadar uzandigini ortaya koyan bu sözler Bizans’i açik bir tehdit manasini ifade ediyordu. Ancak Türk-sad saka yapmadigini gösterdi. Kirim’da Bizans’a ait ünlü Kerç Kalesi Türk kuvvetleri tarafindan zapt edildigi zaman Dogu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarinda idiler (576).

Bu, Gök-Türk Devleti’nin Mançurya sinirlarindan Karadeniz’e kadar uzanarak genisliginin son haddine ulastigi tarihtir.

Istemi’den sonra yerine geçen oglu Tardu (576-603) (Çincesi Ta-teu, aslinda bir unvan), cesareti ve savas severligi ile babasina benzemekte idi ise de, ihtirasi yüzünden, T’a-po Hakan’in açmis oldugu ayrilik çizgisini büsbütün derinlestirdi. Çinliler, onun bu zaafindan faydalandilar: Önce, hakanligin kendine verilmemis olmasindan dolayi küskün olan Ta-lo-pien’i (Mu-kan’in oglu) T’a-po’ya karsi kullanarak Tardu’nun yanina gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oglunu tahta namzet göstermemis idi, çünkü annesi asil (Türk soyundan ) degildi. Ulu hakan T’a-po 581 de ölürken, kendi oglu yerine onun hakan olmasini arzu ettigi halde, danisma kurulu (Devlet meclisi) bunu kabul etmeyerek K’o-lo’nun oglu Isbara (Çincede Sa-po-lüe)’yi hakanliga getirmisti.

Çin, Gök-Türkler arasindaki anlasmazligi körüklemege devam ediyordu. Ta-lo-pien Bati Yabgusu Tardu’nun yaninda, yeni ulu hakan ile mücadeleye hazirlanirken, Isbara da o sirada, Choular yerine iktidara gelerek, Çin’de 350 yildan beri ilk defa siyasî birlik tesis eden Sui hanedani (581-618)’ndan kendi ailesinin intikamini almak isteyen karisi, Chou prensesinin telkinlerine kapilarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor, Sui imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin sehirlerinde ticaretle ugrasan ve dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü Çin’den uzaklastiriyordu.

Buna karsi Isbara’nin ordusu ile Çin’e girmesi, Çin hile faaliyetinin yogunlasmasina yol açti. Wen-ti derhal Tardu’ya altin kurt basli bir sancak göndererek onu Gök-Türk ulu hakani olarak selamladigini bildirdi. Ihtirasi alevlenen Tardu, Çin’e karsi ortak hareket teklif eden Isbara’nin bu istegini önce reddetti ve Isbara, Gök-Türkler’i gayet iyi tanidigi anlasilan diplomat-general Ç’ang Sun-seng ile mücadele etmek ve bu Çinli’nin Türk kumandanlari arasina soktugu nifak ile ugrasmak mecburiyetinde kalirken, Tardu, hakanligin dogu kanadinin yüksek hakimiyetini tanimadigini ilan etti (582). Böylece imparatorluk resmen ikiye ayrilmis oldu.
************************************************************************************************

IKINCI GÖK TÜRK DEVLETI

630-680 arasindaki 50 yillik zaman Gök-Türkler’in istiklallerini kaybettikleri bir matem devresi olmustur. Her ne kadar Orta Asya’da millet olarak Türkler varliklarini, dil, inanç, ve geleneklerini muhafaza etmislerse de müstakil bir devletten mahrumiyet, “Bey olmaga layik evladin kul, hatun olmaga layik kiz evladin cariye olmasi” Gök-Türkler için haysiyet kirici bir istirap kaynagi teskil ediyordu. Millet söyle diyordu: “Ülkeli bir kavim idim, simdi ülkem nerede? Hakanli bir kavim idim, simdi nerede hakanim?” nerede diye seslenen Orhun Kitabeleri’nden de anlasilacagina göre, Gök-Türkler’i bu felakete sürükleyen sebepler su üç noktada toplanmaktadir.

1- Sonraki devlet ve idare adamlarinin kifayetsizligi: “… Kagan bilge imis, cesur imis, buyruklari bilge imis, cesur imis, beyleri de, kavmi de iyi imis, böylece ülkeyi tutup töreye göre tanzim etmisler… Sonra kardesler, ogullar kagan olmus, küçük kardes büyük kardes gibi yaratilmadigi, oglu babasi gibi yaratilmadigi için bilgisiz kaganlar tahta oturmuslar, buyruklari da bilgisiz, fena imisler… Türk beyler, Türk adini atmislar, Çin beylerinin adlarini almislar, Çin hakanina boyun egmisler, elli yil islerini, güçlerini (ona) vermisler…”

2- Türk kavminin uygunsuz tutumu: “Türk bodunu… Sen aç oldugun zaman toklugu düsünmezsin, tok oldugun zaman açlik nedir bilmezsin. Bu sebeple hakanin iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrildin, harap, bitkin düstün. Müstakil hakanligina karsi kendin yanildin… Doguya gittin, batiya gittin. Kutlu yurt Ötüken’i terk ederek gittigin yerlerde ne yaptin? Su gibi kan akittin, kemiklerin daglar gibi yigildi…”, “Türk bodunu kendi hakanini birakti, hüküm altina girdi. Hüküm altina girdigi için Tanri ona ölüm verdi, Türk bodunu öldü, mahvoldu…”.

3- Kurnaz Çin siyaseti ve yikici propaganda: “Çin kavminin sözü tatli, hediyesi yumusak imis, tatli sözü, mülayim hediyesi uzak kavimleri yaklastirir imis. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmis, iyi, bilge kisiyi yürütmez imis. Onun tatli sözüne, yumusak hediyesine kapilan çok Türk kavmi öldü…” ; “…Çin kavmi hilekar kurnaz oldugu için, küçük kardeslerin büyük kardeslere karsi ayaklanmasi, beylere kavim arasina nifak girmesi yüzünden Türk bodunu ülkesi yikilmaga yüz tutmus, müstakil hakanlik sukuta ugramis…” ; “… Çin kagani, Türk kavmi (ona) bunca isini gücünü verdigi halde, Türk kavmini öldüreyim, soyunu mahvedeyim der imis, mahvetmege yürürmüs…”.

Gök-Türk tarihinin bu 50 yillik fetret devrinin sonunda, kitabeler yolu ile çok iyi taninan, Asina soyundan, Kutlug (Çince’de Ku-to-lo) istiklal savasina giristi (680). Türk Milleti’nin eski hür ve müstakil hakanlik çaginin hasreti içinde oldugunu sezen Kutlug, kendinden önceki mücadeleleri de takip ediyordu: Çin’deki bazi Türk zümrelerinin ayni maksatla basa geçirdikleri Ni-su-fu davayi kaybederek kesilen basi Çin baskenti Lo-yang’a götürülmüs (679), mücadeleye devam eden, yine Asina soyundan Fu-nien kalabalik Çin kuvvetleri karsisinda yenilerek 53 arkadasi ile birlikte Lo-yang çarsisinda idam edilmisti (Agustos 681).

Bu sirada Kuzey Çin’de bulunan ve Türk kütlelerinin derin istiklal arzusunu gerçeklestirmek azmi ile ortaya atilan Kutlug, gizlice teskilat kurarak etraftaki Gök-Türk ileri gelenlerini ve halkini vazifeye çagirdi. Süratle yayilan harekete katilanlarin sayisi kisa zamanda 5 bine yükseldi. Davete kosanlar arasinda, II. hakanlik devrinde Gök-Türkler’in ünlü devlet adami ve kumandani Tonyukuk da vardi.

Kutlug ile Tonyukuk önce, 681′de Kuzey Çin’deki Yün-çu eyaletine baskin yaparak 30 bin civarinda at, koyun, deve elde ettiler ve yeni gelenlerle kuvvetlenerek Göbi çölü ile Orhun irmagi arasina çekildiler. Çugay Kuzi (Çince Çung-tsai, Ötüken’in güneyinde)’yi yazlik ve daha Güneydeki Kara Kurum’u kislik merkezi yaparak hazirliklarini tamamladilar. Ilk hedefleri Ötüken idi.

Baykal Gölü’nün güney batisinda yüksekçe daglarla çevrili, mahfuz, müdafaasi kolay, fakat etrafa akinlar yapmaga elverisli stratejik mevkide, iklimi mutedil ve otlagi bol bir yer olan Ötüken yaylasi Asya Hunlari ve I. Gök-Türk Hakanligi zamaninda devlet merkezi olmus, Türkler’in kutlu topragi sayiliyordu. Daginik Türk kütlelerini ancak, “Türk devletçilik ruhunun yerlesmis oldugu” Ötüken etrafinda toplamak ve idare etmek mümkün idi.

Kutlug hareketinin gelismesinden endiselenen Selenga irmagi boylarindaki Oguzlar’in, tedbir olmak üzere K’itanlar’la ve Çin ile ittifak tesebbüsleri, bir Gök-Türk seferini gerektirdi. Tonyukuk’un tavsiyesi ile baskin seklinde Inekler Gölü (Orhun’un kollari üzerinde) kiyisinda kazanilan savas (682) Oguz tehlikesini ortadan kaldirdi. Tarihi ehemmiyeti haiz bu muharebe Gök-Türkler’in Ötüken’e hakim olmalarini sagladi. Kutlug “kagan” ilan edilerek “Ilteris” (Il=devleti derleyip toplayan) ünvanini alti ve II. hakanligi teskilatlandirdi: Kardesi Kapagan (veya Kapgan)’i “sad”diger kardesi To-si-fu’yu “yabgu” tayin etti. Istiklalin kazanilip, devletin kurulusunda birinci planda rol oynayan Tonyukuk’u, devlet müsaviri (Ayguçi) yapti ve orduyu hazirlama, idare ve diplomasi islerinin tanzimini ona verdi.

Yeni hakanligin önce Çin’i taarruz hedefi olarak alacagi tabii idi. Bir zafer akinlari resmi geçidi manzarasini veren Çin seferleri bir yandan, bu eski ve “hilekar” hasimi daimî baski altinda tutmak, diger yandan, körpe Gök-Türk devletinin siddetle ihtiyaç duydugu yiyecek, giyecek bilhassa at gibi zaruri madde ve vasitalari elde etmek maksadini güdüyordu.

Akinlar hep Pekin’den Kan-su’ya kadar olan sahaya; Çin Seddi’nin hemen güneyinden Huang-ho’nun güney mecrasina yakin yerlere kadar yayilan ve Çinlilerin “Çu” dedikleri garnizon ve eyalet merkezlerine yöneltilmisti; 682-687 yillari arasinda Çin üzerine 46 akin yapilmistir. Bu seferler esnasinda Çin valileri, kumandanlari maglup edildi, ordulari dagitildi, hemen her yerde mukavemet kirildi. Büyük çapta zaferler Hin-çu’da (Nisan 685) ve So-çu’da (Ekim 687) kazanildi.

Ilteris Kagan kuzeyde Kögmen (Tannu-ula) daglarina, doguda Kerulen, Onon nehirlerinin yüksek vadilerine, batida Altaylar’a kadar uzanan sahadaki Türk ve yabanci kavimleri Gök-Türk idaresine almisti (“47 defa sefer etmis, 20 kere savasmis, Tanri buyurdugu için düsmanlari itaate almis, dizlilere diz çöktürmüs, baslilara bas egdirmis, Babam Kagan bu kadar ülke kazanmis…” (Kitabeler I.).

Böylece Gök-Türk Devletini yeniden kurup teskilatlandirarak, töreyi tekrar yürürlüge koyan milli kahraman Ilteris, kutlu Ötüken yaylasinda dalgalandirdigi kurt basli sancagin gölgesinde öldü (692). Vaktiyle Ilteris adina dikildigi iddia edilen, Orhun’un güneyindeki Ongin kitabesinin 720′lerde dikildigi ileri sürülerek Ilteris’e ait olmadigi belirtilmistir.

Ilteris öldügü zaman biri 8 yasinda (Bilge), digeri 7 yasinda (Kül Tegin) olmak üzere iki ogul birakmisti. Kardesi 27 yasindaki Kapagan (veya Kapgan), hakan oldu (692-716). Çin kaynaklarinda adi Mo-ç’o (Türkçe asli, Bekçor) diye geçen Kagan, Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk devlet müsavirligi vazifesini yapiyor, kardesi, yegenleri ve ogullari yavas-yavas Gök-Türk hakanliginin seçkin simalari olarak beliriyorlardi. Kapagan Kagan’in büyük ve uzak görüslü bir devlet adamina yakisir planlari oldugu görülmektedir ki, esaslari söyle hülasa edilebilir:

a- Çin’i baski altinda tutmak. Bunda iki maksadi vardi: Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde ziraî istihsal imkanlari saglamak;

b- Çin’de daginik halde yasamakta olan Türkleri anavatana (Ötüken) çekmek. Bunda da iki maksadi vardi Türkler’ yabanci hakimiyetinden kurtarmak ve Türk ülkesinde askerî ve iktisadî gelismeyi hizlandirmak;

c- Asya kitasinda ne kadar Türk yasamakta ise, hepsini Gök-Türk birligine baglamak. Kapagan’in bu siyasî ve iktisadî görüsleri onu sayili Türk büyükleri arasinda yükseltmektedir. Bilhassa üçüncü nokta çok dikkat çekici bir siyasî kavrayis ifade eder.

Genç, hasin ve ihtirasli Kapagan, seferler ve zaferler dizisinin 693′te Çin baskini ile açti. Ling-çu eyaletini siddetli darbeler vurarak ayni sene içinde ayni bölgeye yedi sefer daha tertipledi. Sonra Ordos’a akin yapti. Askerî harekâtini yeniden Ling-çu’ya yogunlastirdigi yilda (696′da), 8 sefer daha yapmisti. K’i-tan’larla Çin’in bozusmasini kendi lehine degerlendirerek, T’ang imparatoriçesi Wu’yu destekledi. Korkunç K’i-tanlar’i Hopei bölgesinde agir bir hezimete ugrattiktan (Ekim 696) sonra imparatoriçeye isteklerini siraladi: 100 bin “hu” (hu= 12,5 kilo çeken ölçek) tohumluk dari, 3 bin adet ziraat âleti, 10 bin (T’ang-shu’ya göre 40 bin) fond demir, Çin topraklarinda oturan (Çogu Ordus’da “6 eyalet” arazisinde idi) Türkler’in anavatana iadesi.

Sonra Kapagan, Yenisey bölgesini isgal etmekte olan Kirgizlar’a yöneldi. Mevsim kis (697-698), yol uzun ve mesakkatli idi, fakat bu sefere zaruret vardi. “(Kuvvetli Kirgiz Kagani) Çin ve On-ok kaganlari ile anlasip, Altun ormaninda (Altaylar’da) toplanalim, ordularimizi birlestirelim Türk kaganina saldiralim, yoksa kagan cesur ve ayguçi’si bilge oldugundan o bizi mahv eder demisler” (Tonyukuk Kitabesi) Kapagan ile Tonyuyuk idaresindeki Gök-Türk ordusu “kar sökerek agaç dallarina tutunarak, bazen atlari yedege alarak” yolsuz vâdilerden Kögmen daglarini asti, Yenisey kaynaklarinda Ani irmagi kiyisindaki Kirgizlar’i bastirdi, “han”i telef olan Kirgiz ülkesi teslim alindi.

Kapagan Kagan 697 yazinda hâkan, mevcut duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teskilâtlandirdi: Kardesi To-si-fu’yu hâkanligin sol kanadi “yad”i, Ilteris’in oglu 14 yasindaki Bilge’yi sag kanad’a Tardus üzerine “sad” tâyin etti ve kendi oglu Bögü (Kitâbelerde Inal Kagan, Çin kaynaklarina Fu-kü)yü “küçük kagan” yapti. Bu suretle Türk imparatorlugunda iki cephe tesekkül etmis, askerî kuvvetler de iki ordular grubu hâlinde tertiplenmisti.

Kapagan Çin ile savasa hazirlanirken, Inal Kagan ile Bilge Sad emrindeki fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk’un elinde bulunan bati ordular grubu da On-oklar’i devlete baglamak vazifesini almislardi. Çin elçilerine karsi Kapagan’in siddetli ve kararli tutumu simdilik doguda bir silâhli çatismayi önledi. Mo-ç’o’nun kudretinden telâslanan Çin’den derhal üç bin ziraat âleti, 40 bin “si” (1si =10 hu) tohumluk dari gönderildi ve Türkler anavatan topraklarina iâde edildi (698). Büyük “kagan”in plânlarindan ikisi gerçeklesmisti.

Ancak, Kapagan’in kizini bir T’ang prensi ile evlendirmek arzusuna karsi, imparatoriçe Wu’nun, T’ang’lardan degil de, kendi âilesinden bir prensi damat olarak ortaya sürmesinden öfkelenen Kapagan, yaninda bulunan Çin elçilik heyetinden general Çen-çi-wei’yi (T’ang sülâlesine mensup olmali) “Çin kagani” ilan ederek, onunla birlikte ansizin, firtina gibi, Çin topraklarinda göründü.

Çesitli eyaletlere, ayni sene içinde (698) 30 defa çikis yapti. 100 bin kisilik ordusu tarafindan, karsi koyan bütün Çin kuvvetleri ezildi, at sürüleri, basta olmak üzere bol ganimet ve esir alindi. Oradan kuzeye yönelen Kapagan’a, Çin ordulari kumandani Sa-Ça-Cung-i, emrindeki birkaç yüz binlik kuvvetine ragmen, hücuma cesaret edemeyerek, Gök-Türk süvari tümenlerinin geçisini uzaktan seyrederken, ümidini kaybeden Çin sarayi da orduya gönderdigi gizli bir günlük emirle, “kagan’i bulup öldürenin” prens ilan edilecegini bildiriyordu.

Bu sirada Inal ile Bilge tarafindan sevk edilen bati ordulari grubu da, Tonyukuk’un yüksek kumandasinda, Altaylar’i asip Yaris-ovasi (Cungarya)’na dogru ilerlemis ve Bolçu (Urungu gölünün güney-bati kiyisinda; bugün Tokoi kasabasi)’da “ates ve firtina” gibi saldiran “Türgis kagan”in kumandasindaki 10 tümenlik (100 bin kisilik) On-oklar ordusu üzerinde kesin zafer kazanmisti (698).

Türgis hakani Uçe-le’nin esareti, yabgusu ve sadinin yakalanmasi ile neticelenenen Bolçu savasi, On-oklar’in bütün To-lu ve Nu-si-pi kabilelerini, Balkas, Ili, Isik Göl, Çu ve Talas bölgesindeki Türkler’i Gök-Türk birligine baglamis, Hakanligin sinirlari Taskent ve Fergana’ya dayanmisti. Çin kayitlarina göre, “Mo-ç’o zaferlerinden gurur duymakta, imparatorlugumuzu hakir görmekte. Yüksek gayeleri var. Her tarafa ordular sevk ediyor.

Arazisinin genisligi 10 bin “li” (= asagi yukari 4500 km)’den fazla. Bütün barbarlar (Çin disindakiler) onun emri altinda…”. Böylece vaktiyle Tardu’nun, Türk birligini gerçeklestirdigi tarihten tam 100 sene sonra Kapagan Kagan’in Dogu-Bati hakanliklarinin topraklarini tek idarede toplamasi yolu ile “dehset verici Türk birligi ihya edilmisti”. Ancak Kapagan’in planinda 3. noktanin tamamlanmasi için Maveraünnehir’inde zapti gerekiyordu.

Cografî mevkii, iklimi, verimli topraklari ile zenginligi bütün kaynaklarda övülen Maveraünnehir’de o sirada Gök-Türk ordularina karsi koyacak bir kuvvet yok idi. Türk soylu bazi ailelerin idare ettigi “sehir kralliklari” 675′lerden beri, nisbeten küçük kuvvetlerle ufak çapta tesebbüslere girisen Müslüman Arap kumandanlara (Abdullah b. Ziyad, Said b. Osman, Musa, Mühelleb vb.) basari ile mukabele etmekte idiler.

Yine Tonyukuk’un yüksek kumandasinda olmak üzere, “Inal Kagan” ve Bilge taraflarindan sevk ve idare edilen, o sene henüz 16 yasindaki Kül Tegin’in de dahil bulundugu Gök-Türk bati ordulari grubu, Altaylar-Borçlu-Yaris Ovasi “Kavimler kapisi” -Çu ve Talas havzalari- Karadag kuzeyi üzerinden Inci (Seyhun=Sirderya) kiyilarina ulasti ve nehri geçerek Maveraünnehir’in Kizil-kum çölüne daldi ve Güney istikametini aldi.

Ordunun bir kismini, muhtemel bir yan hücuma karsi, Inal idaresinde burada birakan Tonyukuk ilerledi ve ilk olarak Semerkand’in güney dogusunda savasa hazir bekleyen Sok kumandasindaki orduyu ezdi (701), esirler ve zengin ganimet elde etti: “sari altin, beyaz gümüs, kiz kizan…” (Tonyukuk Kitabesi). Ayni zamada Çinliler’e karsi da bir zafer kazanildi.

Bilge ile Kül Tegin, Kes sehrinin dogusunda, Alti-çub (Chao-wu) kavminden de aldigi yardimlarla 50 bin kisilik bir kuvvet basinda, Gök-Türkler’in ipek yolu geçis hattina inmesine engel olmaga hazirlanan Çinli general Ong-Tutuk (Wei Yuan-çung)’u “Idukbasi” mevkiinde maglup ve ordusunu imha ettiler. Cesaret ve savasçiligini ilk defa bu maharebede ortaya koyan Kül Tegin, Çinli kumandani, eli ile yakalayip esir etmisti. Bu suretle engeller kalkinca Gök-Türk ordusu Tamir Kapig (Demir Kapi)’a ulasti. Burasi, bilindigi gibi. M.Ö. asirlardan beri Iran-Turan (Türk) ülkelerinin arasinda tabii sinir kabul edilmekte idi.

Maveraünnehir seferi münasebeti ile Orhun kitabelerinde ilk defa Müslüman Araplar (Tazik) zikredilmistir. Iranlilar’in Araplar’a verdikleri Tazi adindan (Tay adli Arap kabilesinden ) gelen Tazik, (Türkler tarafindan, sonralari Iranlilar için kullanilmisti: Tacik). O zaman, Kes sehrinde karargah kurmus olan Horasan valisi Mühelleb’in kuvvetleri ile ilgili olmalidir. Anlasildigina göre Inal kumandasindaki kuvvet, bir Arap hücumuna karsi orada birakilmis, fakat Mühelleb ordusu her hangi bir harekette bulunmamistir.

Diger taraftan Kapagan, Çin’e akinlarina devam ediyordu. 700-702 yillari arasinda Çin üzerine 21 sefer yapilmistir. 704′de Kül Tegin ile Bilge’nin de katildiklari büyük Ming-sa muharebesinde 80 bin kisilik Çin ordusu hezimete ugratildi ve hemen arkasindan 11 akin daha tertiplendi. T’ang Imparatoru Çung-tsung yine bir günlük emir nesrederek, Kapagan’i esir eden ve öldüreni prens ünvani ve 2 bin top ipek vererek taltif edecegini ilan ediyordu. Ayrica bütün vazifelilere Gök-Türkler’i maglup etmek için planlar hazirlamalarini emretti. Bunun üzerine sarayin yüksek memurlarindan Lu Fu’nun imparatora sundugu raporda çare olarak:

1- Barbarlari birbirine karsi tahrik etmek,

2- Barbarlari iki cephede birden zorlamak,

yollari tavsiye ediliyor ve M. Ö. 36 yilinda Çi-çi’nin böyle yenildigini hatirlatiyordu.

Bu arada, 649′dan beri Çin ile siyasî münasebetler kurmus bulunan Basmillar tekrar itaate alindi (704). 709′da Çik’ler ve Az’lar (her ikisi de Kirgizlarin dogu komsulari) Bilge tarafindan hakanliga baglandi. Gök-Türk ordularinin uzaklarda mesgul olmasini firsat bilerek baskaldirmaga tesebbüs eden Kirgizlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde “mizrak boyu kar sökerek Kögmen daglarini asan” Gök-Türk ordulari tarafindan Songa ormaninda ikinci defa maglup edildi (710). Ayni yil içinde Tolga irmagi civarindaki Bayirkular, Türgi-yargin Gölü savasinda bozguna ugratildi. 711 yilinda yine Bolçu civarinda Türgis kuvvetleri darbelendi, han’i, yabgu’su, sad’i öldürüldü. Türgis ülkesi ve “Kara Türgis” halki itaate alindi ve bir Maveraünnehir seferi daha yapildi. Bunun sebebi, kitabelere göre “Sogdak (Semerkand bölgesi) kavmini tanzim etmesi idi.

Kapagan Kagan’in gittikçe siddetini arttiran, müsamaha tanimaz sertligi, huzursuzlugu arttiriyor, gördügümüz gibi, bilhassa Türk boylarinin ayaklanmalarina yol açiyordu. 711 yilinda Kara-Türgis isyani Kül-Tegin tarafindan bastirilmis ise de, ayni yilda baslayip 3 seneden fazla süren ve Çin’in tahriki neticesinde bütün On-oklar’in katilmalari ile iyice alevlenen Karluk isyani hayli güçlük çikardi. Imparator Çung-tsung’un Kan-su eyaletlerindeki ordularini Gök-Türklere karsi seferber hale getirdigi bu sikintili günlerde, “Türkistan”daki yurtlarindan kalkarak Ötügen’e kadar sokulmaga muvaffak olduklari anlasilan Karluklar ve müttefikleri ancak Kapagan, Bilge ve Kül Tegin’in ortak harekati ile Tamig Iduk-basi ‘daki (Tamir Irmaginin kaynagi. Her yil mayis ayinda Gök-Türklerin büyük törenler tertipleridleri yer) siddetli savasta maglup edilerek dagitilabildiler. Bir kisim Karluk kütlesi ve baskalari Çin’e sigindilar ve San-yuan bölgesine yerlestirildiler.

Tamig Iduk-basi muharebesi tam zamaninda kazanilmis, Gök-Türkleri iki cephede savasmaga mecbur etmegi hedef alan Çin kuvvetlerinin Karluklar lehine müdahalesi önlenmisti. Simdi de Çin hazirligini saf disi etmek gerekiyordu: Çin yiginak merkezi Bes-balik üzerine sefer yapildi (714). Çin kaynaklarinin belirttigine göre, Inal Kagan ile Tung-iç Tegin ve hakanin enistesinin kumandasindaki sevk edilen ordu, Bes-balik’i kusatti. Kitabelerden, Bilge’nin de katildigi anlasilan bu harekatta sehir ele geçirilemedi ise de karisikliktan faydalanarak Tokmak’daki Türk kabileleri üzerinde bir zafer kazanmakla iktifa eden Çinliler’in Gök-Türklere karsi büyük ölçüde taarruzu ortadan kaldirilmis oldu.

Ancak devlet bir kazan gibi kaynamakta idi. Kitabelerdeki: “Amcam Kagan’in idaresi karisiklik içine düstügü, halkta ikilik ortaya çiktigi zaman…” gibi ifadeler de durumu açiklamaktadir. Az’lar ve arkasindan Izgiler siddetle ezildi (715). Fakat devletin esas kütlesini meydana getirdigi için devleti temellerinden sarsarak, nihayet ihtilale sebep olan Oguzlarin isyanlari Gök-Türk içtimaî bünyesinde derin yaralar açti ve en büyük neticesi bati (On-oklar ülkesi, yani Karluklar, Türgisler ve Maveraünnehir)’in devletten kopmasi oldu.

714 yili sonbaharinda basladigi anlasilan Oguz ayaklanmalarinin –Oguzlarin devlete olan nisbetleri dolayisiyla-, hayretle karsilandigi kitabelerden sezilmektedir: “Dokuz Oguz kavmi kendi kavmim idi, gök ve yer karistigi için, düsman oldu”. 715 baharinda Kagan’in açmak zorunda kaldigi Dokuz-oguz seferinde maglup edilen Oguzlarin hayvanlari öldürüldü. 716 senesinde Oguz kabilelerinden Bayirkular siddetle tenkil edildi.

Fakat, bu ömrü boyunca durup dinlenmeyen hasin tabiatli Kapagan Kagan’in seri halindeki zaferlerinin sonuncusu oldu. Kendinden emin, Ötüken’e dönerken yolda Bayirkular’in pususuna düstü, üzerine atilan bir Bayirkulu tarafindan öldürüldü (22 Temmuz 716). Bayirkular’in Çin ile temas halinde olduklari, bu sirada onlar nezdinde bir Çin elçisinin bulunmasindan anlasiliyor. Hatta rivayete göre Kapagan’in kesilen basi bu elçi tarafindan Çin’e götürülmüstür.

Kapagan’in yerine geçen oglu Inal (Bögü) hakanligin bu en buhranli devrinde devlet dizginlerini elinde tutacak kudrette degildi. Karisikligi önleyememis, yurda huzur getirememisti. Halbuki Türk halki bu hususlari hakandan beklerdi. Oguzlar büsbütün alevlendikleri için devleti kurtarmak isi, Ilteris’in ogullari Bilge ile Kül Tegin’in omuzlarina yüklenmisti. 716 yilinda Kül Tegin 5 Oguz seferi yapmis ve seferlerden dördüne Bilge’de katilmisti. Kitabelerde Gök-Türk ordusunun takatten düstügünü ve cesaretini kaybettigini belirten ibareler vardir.

Bütün bu olup bitenler yeni hakanin beceriksizligine atf olunuyor ve halkta, Tanri tarafindan hakanlik vasfinin ondan geri alindigi kanaati uyaniyordu. Ülkenin felaketten kurtulmasi için hakanin degismesi lazimdi. Çin kaynaklarindaki izahata göre, her halde Bögü’nün direnmesi neticesi, degistirme zor kullanilarak yapildi. Inal Kagan, kardesi, akrabalari, beyleri ve taraftarlari öldürüldü. Ihtilal plani iki kardes, Bilge ve Kül Tegin tarafindan hazirlanmis, fakat Kül Tegin tarafindan icra edilmisti.

Bilge, kardesinin israri ile, Kagan oldu (716-734). Kül Tegin de Gök-Türk ordulari baskumandanligini üzerine aldi. 705 yilindan beri yüksek mahkeme üyeligi yapmakta iken ve Bilge’nin kayinbabasi oldugu için ihtilal sirasinda dokunulmayan Tonyukuk da tekrar eski vazifesi olan “Ayguçi” ‘liga (devlet müsaviri) getirildi. Fakat umumi bir yorgunluk, bezginlik vardi:

“Tanri Türk kavmi yasasin diye beni tahta oturttu. Içte assiz, dista giyeceksiz, bir kavme Kagan oldum. Babamizin, amcamizin kazandigi milletin adi, sani unutulmasin diye kardesimle sözlestik. Türk milleti için gece uyumadim, gündüz oturmadim. Kül Tegin ile sad’larla ölesiye çalistik”. (Kitabeler).

Oguzlarla mücadele eski siddeti ile devam ediyordu. O sene büyük ölçüde hayvan telefatina sebep olan kitlikta bile Bilge sefer halinde idi. Ötüken üzerine yürüyen Üç-Oguzlar püskürtüldü. Dokuz Tatarlarla ittifak ederek hücuma geçen Oguzlar Agu’da cereyan eden iki savasta bozguna ugratildi ve Oguz kütleleri yurtlarini terk ederek Çin sinirlarina dogru çekildiler (717-718). 717′de baskaldiran Uygur Il-Teberleri ile ve 718′de tekrar isyana tesebbüs eden Karluklar ile savasildi ve basariya ulasildi.

Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek arzusunda idi. Bunun lüzumuna, Tonyukuk’un da Çin’in kuvvetli, Gök-Türklerin ise yorgun ve ihtimama muhtaç olduklari hususundaki kanaati neticesinde inanmisti. Fakat siginti Gök-Türk prensi ile etrafindakileri Bilge’ye karsi silahla mücadeleye tesvik eden Çin, Türklerin durumunu istismar hevesi ile Gök-Türk baris teklifine (721) 300 bin kisilik bir ordu hazirlamakla cevap verdi. Ayni zamanda Ki’tanlar ve Tatabilar’in askerî destegini elde eden Çin, Bes-balik’taki Basmillar ile de anlasmisti. Nazik durum büyük devlet adami ve stratejist Tonyukuk tarafindan kurtarildi.

Onun planlari, sevk ve idaresi altinda önce Basmillar maglup edilip Bes-balik kusatildi. K’i-tanlar ve Tatabilar safdisi edildi (722-723), sonra yalniz basina kalan Çin siddetli bir darbe ile baski altina alindi: Santan (Kan-su’da) savasinda Çin ordusu bozguna ugratildiktan ve Bes-balik zapt edildikten sonra Liang-çu, Kan-çu, Yuan-çu bölgeleri 10 sefer yapilarak ele geçirildi. Hakanlik eski zindelik ve itibarini kazanmisti. Bütün dogu ve Tarbagatay’a kadar bati, hakanlik idaresinde idi. Hatta Bilge 717 karisikliginda Ötüken ile alakasini kesip kendi basina bir devlet durumuna girmis olan Turgis hakanligini bile kendisine tabi saymakta idi.

Bu basarilar üç Gök-Türk büyügünün: Tonyukuk, Bilge, Kül Tegin’in azim ve gayreti ile elde edilmisti. Çin de süphesiz durumun farkinda idi. Imparator Hüang-sung’un baskanliginda yapilan bir toplantida söyle konusuluyordu: “.. Gök-Türklerin ne zaman, ne yapacaklari bilinmez. Kagan Bilge iyidir, milletini sever, Türkler’de ondan memnundurlar… Kül Tegin harp sanatinin ustasidir, ona karsi koyacak kuvvet güç bulunur… Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir, niyetleri, kurnazligi çoktur. Iste bu üç “barbar” ayni anlayista olarak bir aradadirlar…”

724′te Çin ile anlasma olmustu. Imparator, Bilge Kagan’in taleplerinden olan bir Çin’li prenses ile evlenme isini görüsmek üzere Ötüken’e elçi gönderdi. Hakan bu elçiyi, hatunun, Kül Tegin’in ve Tonyukuk’un hazir bulundugu mecliste kabul etti (725), daha sonra kendisi elçisi, nazirlarindan Mei-lu-ç’o (Buyrukçur)’u Çin baskentine gönderdi. Çin sarayinda itina ile agirlanan bu elçinin temaslari netiçesi So-fank (Ling-çu’da) sehrinin, Gök-Türklerin serbestçe ticaret yapabilecekleri ortak Pazar yeri olmasina karar verildi.

Büyük Gök-Türk devlet adami Tonyukuk ile ilgili son haber 725′e aittir. O, her halde bu tarihten sonra ölmüs olmalidir. Gök Türk istiklal savasi hazirliklarindan itibaren, Ilteris, Kapagan, Bilge zamanlarinda devlete 46 yil hizmet eden, savaslarinda hiç basarisizliga ugramayan, “Boyla Baga Apa Tarkan” ünvanlarini tasiyan “bilge” ve stratejist Tonyukuk hakanligin ordusunu, maliyesini, adliyesini tanzimde basta geliyordu.

Çin kaynaklarinda bile bu meziyetleri belirtilmekte ve “Ayguci” olarak hakanlar üzerindeki tesirini, ayni zamanda o çagin dini kültürel cereyanlarini nasil yakindan takip edip Türk milleti açisindan degerlendirdigini gösteren deliller verilmektedir: Bilge Kagan, Çin’de oldugu gibi, Türk ülkesinde de sehirleri surlarla çevirtmek, hisarlar yaptirmak istiyordu. Tonyukuk itiraz etti.

“Bunlar olmamali. Biz ömrünü sulu ve otlu bozkirlarda geçiren bir milletiz. Hayat tarzimiz bizi daima harp egzersizi içinde tutmaktadir. Gök-Türklerin sayisi Çinlilerin yüzde biri bile degildir. Basarilarimiz yasayis tarzimizdan ileri gelir. Kuvvetli zamanlarimizda ordular sevk eder, akinlar yapariz. Zayif isek, bozkirlara çekilir, mücadele ederiz. Eger kale ve surlar içine kapanirsak, T’ang ordulari bizi kusatir, ülkemizi istila eder…”.

Bilge’nin diger bir düsüncesi de memlekette Budist ve Taoist tapinaklar insa ettirerek bu din ve felsefeyi Türkler arasinda yaymakti. Tonyukuk söyle dedi: “ Her ikisi de insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa ugratir. Kuvvet ve savasçilik yolu bu degildir. Bize uygun düsmez. Türk milletini yasatmak istiyorsak, ne bu çesit talimlere, ne de bu türlü tapinaklara ülkemizde yer vermemeliyiz”. Kaynagin (T’ang-shu) ilave ettigine göre, bu tavsiyelerdeki “derin mana” Gök-Türk baskentinde iyi anlasilmistir.

Tonyukuk öldükten sonra, hatirasina Orhun’da Bayin-çokto mevkiinde bir kitabe dikilmistir (herhalde 726-727′lerde). Yalniz Türkler’den kalma bir milli tarih kaynagi olarak degil, ayni zamanda Türk dili ve edebiyatinin uzun ve kolayca okunabilen ilk abidesi olarak da kültür tarihinde mühim yer tutan bu kitabe metninin bizzat Tonyukuk tarafindan kaleme alinmis olmasi ihtimali, Ayguci, Bilge Tonyukuk’a Türk edebiyatinin adi ve sahsiyeti bilinen ilk simasi olmak serefini de kazandirmaktadir.

731 yilinda da Kül Tegin öldü (eski Türk takvimlerine göre, “koyun” yilinin 17. günü = 27 Subat 731). 47 yasinda idi ve Inançu, Apa, Tarkan ünvanlarini tasiyordu. yedi yasindan beri ömrünü Türk milletinin yücelmesine hasreden cesareti, savasçiligi hem Türk, hem Çin vesikalarinda övülen Kül Tegin’in büyük kahramanliklarindan biri, Gök-Türk karargahinin 716′da Dokuz-Oguzlar tarafindan basildigi zaman görülmüstü. Bilge Kagan anlatiyor:

“Anam hatun, büyük kadinlar, kardeslerim, gelinim, prenseslerim cariye olacakti. Ölenler yolda kalacakti. Kül Tegin karargahi vermedi. O, olmasa idi hepiniz ölecektiniz”. (Kitabeler). Ölümü hakanlikta büyük teessür yaratan kahraman hakkinda iste kitabelere geçen samimi ifadeler (Bilge’nin agzindan):

“Küçük kardesim Kül Tegin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu. Zamanin takdiri Tanrinindir. Kisi-oglu ölmek için yaratilmisti. Yaslandim, gözden yas, gönülden feryat gelerek yanip yikildim… Milletimin gözü, kasi (aglamaktan) fena olacak diye sakindim”.

Çin’de de ayni üzüntü duyulmus, imparator hususî elçi ile Ötüken’e bas sagligi mektubu göndermis, Kül Tegin’in hatirasina dikilecek abideye Çince bir metnin de kazinmasini arzu etmisti.

Bilge Kagan’in istegi ile hazirlanan Kül Tegin kitabesinin Türkçe metnini Kül Tegin’in “atisi” (atabey) prens Yollig Tegin yazmis ve 20 günde tasa kazmisti. Gök Türk tarihi, kültürü ve Türk dil ve edebiyati yönlerinden emsalsiz bir deger tasiyan bu kitabe ile birlikte Kül Tegin’in anit-kabri ve içindeki nakis tasvirler tamamlanmis ve büyük cenaze töreni 1 Kasim 731 günü (“Koyun” yilinin 9. ayinin 27′si) yapilmistir. Törene Gök-Türk halki ve ileri gelenlerinden baska Çin, K’i-tan, Tatabi, Tibet, Iran, Sogd, Buhara, Türgis, Kirgiz vb. devlet ve kavimler hususi heyetlerle katilmislardi.

Iki büyük yardimcisini kaybeden Bilge’nin 734 yazinda K’i-tan ve Tatabilara karsi Töngkes Dagi’nda kazandigi zafer disinda bir faaliyeti görülmemektedir. Bilge, kendisi ile evlenmesi kararlastirilan Çinli prenses için tesekkürlerini bildirmek üzere imparatora elçi göndermis, fakat bu evlenme gerçeklesmemistir. Çünkü yukarida da adi geçen Buyrukçur tarafindan zehirlendi. Ölünceye kadar, basta bu nazir olmak üzere isbirlikçilerini bertaraf eden Bilge nihayet 25 Kasim 734′te öldü (“It” yilinin 10. ayinin 26′si). 19 sene “sad” ve 19 yil kagan olmus, Çin kaynaklarinda da belirtildigi üzere, çok güvendigi “Türk milletini çok sevmek” ile taninmisti.

“Ey Türk milleti, üstte gök yikilmaz, altta yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir” (Kitabeler) diyen Bilge, oglu tarafindan diktirilen kitabede sunlari söylemektedir: “… Üstte Tanri, asagida yer buyurdugu için milletimi, gözünün görmedigi, kulaginin duymadigi ileri gün dogusuna, geri gün batisina, beri gün ortasina, yukari gece ortasina kadar götürdüm. Altinin sarisini, gümüsün beyazini, ipegin halisini, atin ayrigini, kakim’in siyahini, sincab’in gökünü milletime, Türklerime kazandirdim”.

Bilge Kagan’in ölümü, Kül Tegin’in acisini henüz unutmayan Türk halkini yasa bogdu. Çin imparatoru da ülkesinde matem ilan ederek, taziyetlerini bildirdi. Bilge için bir anit-kabir insasina ve bir kitabe dikilmesi hazirligina baslandi. Metni yine Yollig Tegin kaleme almis ve bir ay 4 günde tasa kazimisti (735). Çin imparatorunun arzusu üzerine buraya da Çince bir kitabe ilave edildi.

Bilge’nin ölümü üzerine Gök Türk devletinde çöküs belirtileri kendini gösterdi. Babasinin yerine tahta çikan Türk Bilge Kagan (Çin kaynaklarinda, I-jan)’dan sonra küçük kardesi Tengri Han (Çincesi, Teng-li) geçti. 740 yilinda Gök Türk tahtinda yine “Tengri Han” diye anilan bir kagan vardi ve bu, Bilge’nin oglu idi (Bilgeden sonraki kaganlar meselesi biraz karisiktir). Hakan çocuk denecek yasta oldugu için idare annesi (Tonyukuk’un kizi) P’o-fu’nun elinde idi.

Hatun devlete hakim olamadi, hanedan üyeleri birbirine düstü ve huzursuzluk bütün yurda yayildi. Durumdan faydalanan Basmillar, Karluklar ve Uygurlar birlestiler ve vaziyete hakim olur olmaz, Asina ailesinden gelen Basmil basbugunu “kagan” ilan ettiler (742) ve Gök Türk Hakani Ozmis (Vu-su-mi-si) sonra da onun küçük kardesi, son Gök Türk hakani Po-mei’yi öldürdüler. Bu arada müttefiklerin aralari açildi. Basmil Basbugu (Kagan) ortadan kaldirildi ve Uygur basbugu Kagan ilan edildi. Kutlu Kül Bilge Han (745). Ötüken’de Uygur Türk Devleti devri basliyordu. Bununla beraber, Gök Türk çaginin bazi aileleri, hatta Tonyukuk soyundan gelenler, Uygur devletinde ve sonraki Mogollar devrinde bile ehemmiyetlerini muhafaza etmis görünmektedirler…

********************************************************************************
GÖKTÜRKLERDE GÜZEL SANATLAR

Gök Türkler çagindan kalma topraküstü eserler, (yazitlar, heykeller, sunaklar, vb.) basta gelen önemli eserlerdir. Gök Türkler genellikle mezar üzerine bir ev yaparlar ve evin duvarlarina ölünün çesitli resimlerini çizerlerdi.

Orkun bölgesinde ve Kuzeybati Mogolistan’daki kurganlar arkeologlarca kazilmistir. Buradaki mezar tipleri binlerce çesitli gruplara ayrilmistir: Bu mezarlar tümsekli mezarlar ve bozkir mezarlari diye gruplandirilir. Tümsekli mezarlar daha çok vadilere, dag eteklerine yapilir, boylari 5 – 100 metre arasinda degisirdi. Mezarin orta kismi taslarla doldurulur, tümsek biçimine getirilirdi. Bozkir mezarlar ise daha çok yüksek bölgelerde yapilir, etrafi dört köse yassi taslarla kaplanirdi. Ayrica mezarlarin içine, yanina veya uzagina birer tas dikilidir. Bu taslar üzerindeki damgalar dikkat çekicidir. Orkun boylarinda ölülerin, süslü tas levhalardan yapilmis tabutlar içine gömüldügü anlasilmaktadir.

Toprakalti buluntularina gelince: Orkun, Baykal Gölü, Altay (Kudirge, Tuyahta, Kuray kurganlari) ve Tanri Daglari’nda (Koçkar buluntulari, Gökbulak, Araköl, Issik Göl kurganlari, Narin irmagi buluntulari) yapilan kazilarda ilgi çekici ve bilgi verici pek çok eser bulundu. Altaylarda Gök Türk çagina ait toprak kaplar bulunamamistir. Agaçlardan oyulmus veya deriden yapilmis kaplar ele geçirilmistir. Orkun ve Tula bölgesindeki kaplar, dar agizli sürahiler ile genis agizli çömleklerden ibarettir. Katanda, Kuray, Tuyahta kurganlarinda gümüsten, kulplu ve kulpsuz masrapalar bulunmustur. Masrapalarin altinda Gök Türkçe yazilar görülmektedir.

Kutanda kurganinda bulunan elbise, Gök Türklerin elbise tipleri hakkinda bilgi vermektedir. Ipekli kumaslar kürkle süslendigi gibi, kürkten yapilmis elbiselere de tesadüf edilmistir. Kemerlerin üzeri madeni plakalarla süslenmistir, kemerlerin yanlarindan sarkan birer süs uçlari oldugu görülür. Kemere bu çagda deriden veya kumastan bir çanta takilirdi.

Altay bölgesinde (Kudirge kurgani) bulunan bronz küpelerin bir kisminin halka biçiminde, bir kisminin da halkaya bagli süsleyici unsurlarla zenginlestirilmis oldugu görülür. Yine Altay daglarinda (Kudirge kurgani) bulunan egri kiliç, Türk kiliçlarinin prototipi olarak kabul edilmektedir. Bati Gök Türkler’in sinirlari içindeki Çu yöresinde de egri kiliçlar bulunmustur. Altay, Mogolistan ve Truva bölgesinde bulunan heykellerin birçogu üzerinde egri kiliç bulundugu görülmüstür. Kiliçlar kina bagli iki kayisla kemere tutturulmustur.

Tanri ve Altay daglarindaki kurganlarda birçok yay parçasi ele geçirilmistir. Türk yaylari kemik, agaç ve sinirden meydana gelirdi.

Orkun ve Tula bölgesinde ve Altaylar’daki (Kuray) oklarin uçlari üç perlidir. Özellikle Altaylar’daki Kuray oklari yapilis bakimindan en mükemmelleri sayilir. Altaylarda Katanda kurganinda uzun mizrak ucu da bulunmustur.

Altay ve Orkun bölgesinde ele geçirilen at kosumlari da, (eyer, üzengi, gem, vb.) ilgi çekici buluntular arasinda yer alir. Altay daglarinda çeligin çesitli cinslerine rastlanmistir. Tuyahta ve Kuray kurganlarinda ele geçen çelik cinsleri, bura halkinin usta demirci oldugunu göstermektedir. Altaylar’a giden gezginler de bunu dogrulayici bilgi vermektedirler.

Gök Türk tuglarinda alem olarak altin bir kurt basi vardi. Lena ve Yenisey irmaklari kiyisinda Gök Türk çagina ait kaya resimlerinde, çerilerin ellerinde tug tasidiklari görülmektedir.

Gök Türkler genellikle mezarlarinin üzerine bir heykel dikerlerdi. Bu heykellerin ölüye mi, yoksa öldürdüklerine mi ait oldugu meselesi henüz anlasilamamistir. Gök Türkler, öldürdükleri insan sayisi kadar mezarlarinin üstüne balbal dikerlerdi. Ancak bu heykellerin balballardan ayri oldugu saniliyor, çünkü samanlar bu heykellere son zamanlara kadar saygi göstermis ve kurban kesmislerdir.

Orkun heykelleri beyaz mermerden yapilmis ve perdahlanmistir. Orta Asya ve Sibirya’daki tas minelerde oldugu gibi, bu heykellerin sag elleri, birsey tutuyormus gibi yukari kalkik durumdadir. Heykellerin birçogunun üzerinde elbise, kiliç, çanta, kemer, küpe, vb. titizce islenmistir.

Altay daglarinda (Kuray ovasi) Tanri daglarinda (Issik Göl kenarlari, Büyük Kemine kurgani) Yenisey bölgesinde Gök Türk çagina ait pek çok heykel ele geçirilmistir.

**********************************************************
IDARI, ASKERI ve IKTISADI DURUM

Gök Türkler’in tarihi, devlet yapisi, askeri durumu, dini, vb. konulardaki en genis bilgi “Çin Annalleri” adi verilen resmi Çin yilliklarinda, Orkun ve Yenisey yazitlarinda bulunmaktadir.

Gök Türkler Orta Asya’da ilk defa “Türk” adini tasiyan bir devletin kuruculari olarak tarihe geçmistir. Gök Türkler’de genel olarak aristokrasiye dayali bir devlet düzeni bulundugu göze çarpar. Ötüken’de oturan Kagan “Ilig” unvanini tasir ve bütün Türk boylarinin basi sayilirdi. Kaganin karisi Katun , çocuklari Tegin (veya Tigin, Tigin), çocuklarinin karilari da Konçuy adini tasirlardi. Kagan’dan sonra birlige bagli boylarin reisleri Kan ‘lar (Han’lar) gelirdi. Sonra nazirlar, ( Yabgu ve Sad ) ve Buyruk diye adlandirilan yüksek dereceli devlet memurlari ( Tudun , Çur , Tarkan , Apa ) siralanirdi. Sehzadeler “Yabgu ve Sad” unvani ile genel valilik ve baskumandanlik gibi önemli görevlerde bulunurlardi.

Gök Türkler’de kaganlik Dogu ve Bati ili olmak üzere iki bölüme ayrilmisti. Her iki ilin basinda birer yabgu bulunurdu. Dogu ili yabgusu derece bakimindan bati ili yabgusundan daha yüksekti, ayni zamanda da veliaht sayilirdi.

Devlet ilerigelenleri her yilin ilk ayinda kaganin baskanliginda toplanarak yönetim ile ilgili isleri görüsürlerdi.

Gök Türkler savasçi bir Türk boyu oldugu için orduya büyük önem vermislerdir. Gençlerden kurulu olan ordunun büyük çogunlugu atli, bir kismi da yaya idi, silahlari da ok, yay, zirh, mizrak ve kiliçtan ibaretti. Savas taktikleri süratli baskin yapmakti. Büyük düsman ordusu karsisinda da gerilla savasi vererek yok etme usülüne basvururlardi.

Yaz ve kis mevsiminde devamli olarak çadirlarda (arabalari üzerinde de keçe çadirdan evleri vardi.) yasayan Gök Türkler’in ekonomisi kurulus devirlerinde büyük ölçüde savas ve ani baskinlardan elde edilen ganimetlere, kismen de göçebe olduklari için hayvanciliga, bir de bagli boylardan alinan vergilere dayaniyordu. Devletin sinirlari genisledikçe, göçebelikten yerlesik hayata geçerken, tarima ve küçük el sanatlarina önem vermeye basladilar. Özellikle, uyguladiklari tarim usüllerinde Çin’i örnek aldilar. Bu arada uzun süre ellerinde bulundurduklari Çin ipek ticaret yolu, ekonomilerine büyük ölçüde katkida bulundu.

_____________________________________________
Bilimadami.net Tarih Bölümü


0 Responses to “1. ve 2. GÖKTÜRK DEVLETİ”



  1. Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


RSS Bilimadami.NET

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Sayfalar

Ekim 2006
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem   Kas »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Blog İstatistikleri

  • 34,104 hits

Top Clicks

  • Hiçbiri

Göze Batanlar


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: