23
Oct
06

THALES-FELSEFENİN DOĞUŞU VE BİLİMİN BAŞLANGICI

sbisi:
Yunan filozofu, Mile okulunun kurucusu, Bazı kaynaklar, Apollodor’ un iddiasına dayanarak onun XXXV. Olimpiyat’ ın birinci yılında, yani M.Ö.640 ‘ ta doğmuş olduğunu kabul ederlerse de son Alman kaynakları M.Ö. 625 ‘ te Mile’ de doğup, 545’ te öldüğünü kabul ederler. Eski Yunan’ ın Yedi Bilgesinden biri de sayılan Thales’ in ataları Fenikelidir ve Aristo onun atalarının Kadmüs’ ten geldiğini kabul ederek kendisine “Felsefenin Pîri” sıfatını verir. Onu, Samî bir ırka mensup sayanlar da vardır; fakat, babasının adı, Examyes’ dir; bu ad Samî olmaktan çok Carieliler tarafından kullanılır. Onun hayatına dair bilinen tek şey, kendisinin bir bilgin, bir bilge, politikacı, tüccar ve matematikçi oluşudur. Eflatun, Teetet adlı diyalogunda onun bir gün göklere bakarak giderken önündeki bir kuyuya düştüğünü ve bu olayın orada bulunan uşaklarından birini çok güldürmüş olduğunu anlatır. Bu olay, özel bir amaçla uydurulmuş olsa bile, Thales’ in araştıran, inceleyen ve düşünen bir insan olduğuna aracılık eder. Milâdın I ve II. yüzyıl yazarları, onun Mısır ve Girit’e seyahat etmiş olduğunu kaydederler; bu doğru olsa bile, kendisinin oralardan ne gibi bilgiler getirdiği bilinmemektedir. Zira o tarihlerde bu bölgelerde ne gibi bilgilerin var olduğu da açıkça bilinmemektedir. Thales, siyasal ve askersel işlerle uğraşmış, Lidya Kralı Krezüs, ülkesini tehdit ettiği zaman, o, Hallys nehrinin akıntısını yarı daire şeklinde bir kanalla değiştirmeyi düşünmüş ve Teos’u ulusal bir merkez haline getirip Genel Meclisi burada toplamayı önermişti. İranlılara karşı da Yunan sitelerini bir konfederasyon haline getirmek istemişti ki, o dönemlerde kimsenin bilmediği bir tarzdı. Aristo’nun anlattığına göre, bilgisi sayesinde, daha kış ortasındayken, o yıl zeytinin fazla olacağını tahmin etmiş, bunun üzerine pek aşağı bir fiyatla zeytinyağı değirmenlerini kiralamış ve mevsimi gelince sıkışan zeytincilere bu değirmenleri daha yüksek bir fiyatla devretmek gibi ayrı bir ticaret zekâsı da göstermiştir. Thales’in deniz astronomisine dair bir manzum eseri bulunduğu, Xenophan ve Parmenides gibi Doğa Hakkında adlı yine manzum bir eser yazmış olduğu da söylenir; fakat kendisinden zamanımıza hiç bir parça intikal etmemiştir. Bu eserlerin aslı olmasa bile, onun gemicilere yıldızlar aracılığıyla yol almayı öğrettiği anlaşılmaktadır. Aristo, Thales’i, fiziğin ve doğal felsefenin kurucusu sayar. Bu filozofun düşünceleri, bir bilim, bir de felsefe bakımından incelenebilir: Bilim bakımından, Ödem’in Astronomi Tarihi adlı eserinde kaydettiği gibi, Thales, geometri ve astronominin de kurucusudur. O, bir kulenin tepesinden gemilerin sahile olan mesafesini saptamış, piramitlerin yüksekliğini gölgeleriyle ölçmüş., küresel üçgenlerin bazı özelliklerini bulmuş, bitişik (mücavir) açıların, eşkenar üçgenlerin tabanına eşit olduklarını ilk kez Thales, tanıtlamıştır. Astronomide de güneş tutulmasını önceden haber verdiğine göre, onun güneşle ayın evrimlerini hesap edebilecek bir bilgiye sahip olduğu anlaşılır. Bu güneş tutulmasının M.Ö. 585 yılında vukua geldiği ve onun bu olayı önceden haber vererek Medlerle Lidyalılar ‘ arasındaki savaşı durdurduğu da tarihsel bir gerçek olarak bilinmektedir. Thales, ayın ışınını güneşten alan yoğun (opaque) bir cisim olduğunu kabul etmiş ve yılı 365 güne ayırmıştır; itidal noktalarının saptanmasını, yeryüzünün güneş ve ay’ a olan uzaklığını da ilk kez onun hesap etmiş olduğu kabul edilir. Fakat, onun pratik olan bu bilgilerinin kuramsal esaslarını bilip bilmediğini belirtmek güçtür.

Thales’ in ‘’doğa felsefesi’’ ne gelince: Onda, felsefenin mitolojiden kurtularak gerçek bir neden, sabit bir ilke arama şeklini aldığı görülmektedir. Thales’ in, varlıkları yaratan ve varlıkların değişmelerine neden olan ilk töz hakkındaki düşünceleri, hem eski kozmogoniden, hem de o zamanlar Doğu âleminde egemen olan düşüncelerden büsbütün ayrıdır. Antikitede, “hiç bir şeyin yokluktan oluşamayacağı” düşüncesi, bir inanç halindeydi (Aristo, Metaphysiçue, liv. II, eh. III). Thales de buna dayanarak doğada tüm varlıkları doğuran bir öğe aradı; yani, kendi deyimiyle evrenin tohumunu aradı. İlkesini, demiyoruz, çünkü, bu sözcük daha çok sonra felsefeye girmiştir. Ona göre bu öğe, Su’ dur. Plutarkos’ a inanılırsa, (De Placitis Philosophorum, lib. I, eh. CIII). Thales, suda şu esasları kabul etmiştir:

1 – ) Su, nemliliğin kaynağıdır ve tüm hayvanların tohumları da nemlidir. Hayvanlar, nemlilikten (rutubet) doğunca, niçin tüm evren doğmuş olmasın?
2 – ) Nemlilik, bitkilerin de beslenme ve üremeleri için hayvanların tohumu gibi zorunludur; zira, bitkiler susuz kalınca, kururlar.
3 – ) Güneş ve yıldızların ısısı da, yeryüzünün buharlarıyla, yani nemlilikle besleniyor gibidir.

Semplicius, Aristo Fiziğinin Yorumlanması adlı eserinde, bunlara bir dördüncü kanıt daha ekler:

4 – ) Su, kolayca her şekle girebilir. Bunun aldığı türlü şekiller, cisimlerin doğuşuna hizmet eder. Su, evrenin esas tohumu ve maddesi olunca, genleşmesinin (inbisat) en son derecesinde ateş olur; yoğunlaşmasının son noktasında da toprak olur.

Hava, bu son iki ucun ortasıdır. Tüm bu şekil değiştirmelerine karşın su, kendi ana niteliğini korur. Plutarkos, Thales’ in de Heraklit gibi maddeyi ebedî bir akış, yani gerçekliği olmayan bir olay saymaktaydı. Bununla birlikte Thales, maddesel olmayan bir gücü inkâr etmemiştir. Aristo, Semplisius, Diogene Laerce, Ciceron… vb. antikite filozofları, onun bu inancını naklederler. Yani o, hareketi bir ruh, bir tanrılık, görünmez bir güç ya da bir cin gibi tasarlamış olduğu bir canlı gücün eseri sayar.

Thales’in suyu, ölü bir madde değildir; o, adeta ruhlu ve Tanrısal bir şeydir; fakat tinsel bir şey de değildir; sadece onda bir çeşit bulanık çekim ve hareket gücü vardır. Su, hareketiyle ruhu, her şekle girebilmesiyle de toprak, taş, ışın ve hayvandan ibaret olan dört öğeyi oluşturur. Suyun sokulmadığı hiç bir zerre yoktur; mahvolan şeyler de suya dönerler. Suda bir göksel akıl vardır; bu, her yere bulaşır ve her yerde yaratır. Suyun başlangıç ve sonu da yoktur. Thales’ in ilk öğe olarak suyu kabul etmesini, zamanında yaşayan bazı mitolojik inançlara bağlayanlar vardır. Nitekim. Homeros, yeryüzünü besleyip verimli bir hale getiren göksel Okeanos ile tanrıça Tetis’ in insanları, eşya ve tanrıları yarattığını terennüm etmişti (İlyada, XIV). Demek ki, bu efsanede, varlıkları oluşturan ilk ilkenin Okyanus, yani Su türünden bir şey olduğu kabul edilmişti. Oysaki, Thales’ in suyu bu türden değildir. Önce, onun bu konudaki düşüncesi, mitolojide kullanılan yöntemle elde edilmemiştir. Aristo, suyun hangi özelikleri (hassa) dolayısıyla ilke olarak kabul edildiğine dair olan akıl yürütmenin niteliğini kavrayamadığını itiraf etmekle birlikte, burada Thales, kozmogoniyi mitolojideki gibi, sadece bir öykü olarak düşlemiş değil, duyumlardan başlayarak tümel önermelere doğru yükselen bir tümevarımla düşüncelerini ileri sürmüştür; yani, şiir, mit (mythe) ve kutsal geleneklerden sıyrılarak doğayı gözlemek suretiyle yaptığı akıl yürütmeler sonucunda bu öğeyi bulmuştur. Bununla birlikte, onun bazı önermeleri arasındaki bağlantıyı bulmak zordur. Ona göre, yeryüzü, suyun üstündedir ve suyun üstünde bir tahta parçası gibi durur, dalgalanır. Bu görüş, eski Mısır kozmogonisinde de vardır. Thales, alemin tanrılarla dolu olduğunu kabul eder ve ruh hareket ettirdiği için, onun da bir ruhu vardır. Kehribar da cisimleri çektiği için ruhludur. Aristo’nun De Anima’da, Stobe’nin Eclog Physic (lib. I, s. 54) deki yorumlamalarında olduğu gibi. Thales bir tek ruha inanıyordu; ya da Ciceron’ un anlattığı gibi, her şeyi sudan yaratmış olan bir tek zihnin varlığına inanıyordu (De Natu. Deorutn, lib. I, eh. X). Bu ikinci düşün, yani “Zihin” düşününün ilk kurucusu Anaxagoras olduğundan, Thales’ in niteliklerini araştırmaksızın sadece ruhlar ve tanrıların varoluşlarını onayladığı sanılır; zira, onun zekâsı, metafizikten çok, genel fiziğe çevrilmişti; o, tüm ruhların ölmezliğine de inanıyordu; fakat, Diogene Laerce’ in de gördüğü gibi, ölmezlik düşüncesi daha eski mitlerde de vardı. Özet olarak Thales, felsefe bakımından âlemi açıklamaya çalışan ilk düşünürlerden biridir. Madde ile ruhu kesin olarak birbirinden ayırmadığı için ya da hiç olmazsa maddeyi esnek bir varlık saydığı için hilozoizmden kurtulamamıştır; her şeyi canlı ve az çok Tanrısal sayması bakımından da onun panteizme düştüğü kabul edilir. Onun suya önem vermesindeki nedenlerden biri de, yaşadığı çevrede denizin ve deniz ticaretinin önemi olsa gerektir. Mile’ de adı, Su ya da Deniz olan bir siyasal parti de vardır ki, buna mensup olanlar, toplantılarını gemilerde yaparlardı. Toplumla felsefenin ilişkisi bakımından önemi olan bu olayla Thales’ in sistemi arasında bir ilgi kurmak, onun tüm sistemini açıklamaya yetmez sanırız.

Dioge’ ne Laerce, onun Atina’ da arhontluk yapan Damasias zamanında Bilge unvanını almış olduğunu kaydeder. Nil’ in taşmasındaki nedeni açıklayan bir kuramı dolayısıyla, onun Mısır’ a gitmiş olduğu ve geometriyi bu bölgenin rahiplerinden öğrenmiş olduğu da iddia edilir. Diogene Laerce, onun bilgeliğini göstermek için, kendisinden kalan şu parçalan nakleder: “Varlıkların en eskisi Tanrı’ dır; zira O, doğrulmamıştır. En güzel olan âlemdir; zira o, Tanrı’ nın eseridir. En büyük olan uzaydır; zira o, her şeyi içine alır. En hızlı olan ruhtur; zira o, her yere koşar; en güçlü olan zorunluluktur; zira o, her şeyin sonunda gelir; en bilge olan zamandır; çünkü o, her şeyi keşfeder”. Thales, ” Ölümün hayattan hiç bir farkı yoktur” dediği için, kendisine, “öyleyse, kendini niçin öldürmüyorsun?” demişler; o da, “çünkü, hayatla ölüm birdir” demiş. “Gece mi, gündüz mü önce yaratılmıştır?” sorusuna, “Gece, bir günün önündedir” cevabını vermiş. “Bir insanın kötü eylemleri, tanrıların gözlerinden kaçar mı?” sorusuna da, “Onlar, hatta kötü düşünceleri bile görürler” karşılığını vermiş. “En zor nedir?”e karşılık olarak, “Kendini bilmek” demiş ve “en kolay nedir?” sorusuna da, “Başkasına bir öğüt vermek” diye yanıtlamış. Tanrılığın ne olduğunu soranlara, “Başlangıç ve sonucu olmayan bir varlıktır” demiş ve yine zor olan şeylerden birinin de, “yaşlı bir müstebidi görmek” olduğunu söylemiş. Talihsizliğe, düşmanların daha talihsiz olduğunu görmekle katlanılabileceğini ve erdemli yaşamanın, başkalarının bize uygun gördüklerini yapmamakla olanaklı olacağını ve en bahtiyar insanın,, sağlıkla servete sahip kimseler olduğunu telkin etmiş; dostlarımızın yüzlerine karşı düşündüklerini arkalarından da düşünmemiz gerektiğini; güzelliğin, güzel bir yüzden değil, güzel eylemlerden geldiğini kabul eden Thales, haksız olarak zenginleşmemeyi de salık verirmiş, gene Diogene Laerce’ in kaydettiğine göre, Thales, yalnız yaşamayı severmiş; bazıları evlenmiş ve bir kız babası olduğunu söylerse de, başkaları, onun bekâr kaldığını, kız kardeşinin oğlunu evlât edindiğini ve kendisine, niçin çocuklara sahip olmak istemediği sorulunca, “Çocuklara karşı olan aşkımdan!..” cevabını verdiği ve annesinin Thales’ e evlenmesi için yaptığı baskılara karşı: “Hayır, Zeus hakkı için daha vakti değil!..” diyerek reddettiği anlaşılmaktadır. Bu sözler, ve düşüncelerin ne denli güvenilebilir olduğu bilinmemekle birlikte, Thales’ in hayat anlayışı ve ahlâk anlayışı bakımından bazı gerçekleri saklamaktadır. Thales, Solon’ un çağdaşıdır. Diogene Laerce, yine ne denli doğru olduğu bilinmemekle birlikte, onun, biri Pheresid’ e, diğeri Solon’ a yazmış olduğu şu iki mektubunu nakletmektedir:

I. Thales’ den Pheresid’e:

“Tanrısal şeyler hakkında İyonyalıların ilk eserini Yunanlılara sunmaya hazırlandığınızı öğrendim. Eserinizi, kendilerine hiç bir yararı dokunmayacak olan birtakım yazarlara bildirmekten çok, dostlarınıza okumakla, belki daha bilgece bir harekette bulunmuş olursunuz. Eğer bu hoşunuza giderse araştırmalarınızdan yararlanmayı yeğ tutarım ve eğer beni oraya davet ederseniz, yakında sizi bulmaya gelirim; zira, iki kez Girit’ i ve oradan da Mısır’ ı ziyaret ederek bu yerlerin rahip ve astronomlarıyle görüşmek için denizi iki kez aşmış olan Solon’ la ben, sizi de görmek için bir daha denizi aşmakta tereddüt etmeyecek kadar bilgeyiz. Solon’ dan söz ediyorum, çünkü, izin verirseniz, o da benimle gelecektir. Siz bir münzevisiniz; seyrek olarak İyonya’ ya gidersiniz; yabancıları görmekten hoşlanmaz ve zannedersem, yazmaktan başka bir şey düşünmezsiniz. Fakat yazmayan bizler ise, seve seve Yunanistan ve İtalya’ ya koşabiliriz”.

II. Thales’ den Solon’ a:

“Atina’yı terk etmişsiniz; Mile’ de Atina sütunları arasına yerleşmeye gelmekten pek yararlanacaksınız sanırım. Orada sizin için hiç bir tehlike yoktur. Biz, Milelilerin bir müstebit tarafından yönetildiğimiz bahanesiyle (sizin, her mutlak yönetimden nefret ettiğinizi biliyorum) tereddüt ederseniz, hiç olmazsa sizin dostlarınız olan bizlerle birlikte yaşayacağınızı düşününüz. Bias’ ın da size yazdığını ve sizi Prien’ e davet ettiğini biliyorum. Eğer, Prien’ de oturmayı tercih ederseniz, sizinle birlikte yaşamak için oraya ben de geleceğim”.

Thales, kozmolojiyi mitolojiden kurtarmak ve bilime bağlanmak suretiyle felsefenin esaslarını kurmuş ve geleneksel söylentiye göre, bir de mikrometr (bir çeşit büyüteç) icat etmiştir. Onun, matematik tarihinde de adı geçmektedir.

KAYNAK:
Filozoflar Ansiklopedisi
Cemil Sena
Remzi Kitabevi, 1970.

______________________________
Bilimadami.net Felsefe Bölümü


0 Yanıt, “THALES-FELSEFENİN DOĞUŞU VE BİLİMİN BAŞLANGICI”



  1. Henüz Yorum Yok

Yorum Yapın




RSS Bilimadami.NET

  • An error has occurred; the feed is probably down. Try again later.

Sayfalar

 

Ekim 2006
M T W T F S S
« Jul   Nov »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Blog İstatistikleri

  • 16,957 hits

Göze Batanlar

Fotoğraf

Watery Posts

Trick or Treat?

" Fly Me To The Moon "

S is for...

Drops of light

More Photos