'Biyoloji' kategorisi için arşiv

05
Tem
07

Cırcır Böceğinden Termometre

Oecanthus fultoni

Evet yanlış duymadınız. Cırcır böceklerinden hava sıcaklığını tahmin etmek mümkün. Olayın temeli erkek cırcır böceğinin hava sıcaklığının artışına vızıldamasındaki artışla karşılık vermesi temeline dayanıyor. Özellikle eğer bulabilirseniz Oecanthus fultoni türünden çok daha hassas termometre olmakta. :] İşte size termometrenin yapılış şekli:

  • Önce bir adet cırcır böceği buluyoruz. Vızır vızır ötenler erkek oluyor.
  • 14 saniye’de kaç kere ses çıkardığını hesaplıyoruz.
  • Bulduğumuz sayıya 38 ekliyoruz.
  • Bu bize fahrenheit cinsinden sıcaklığı veriyor.
  • Aslında bu yeni keşfedilmiş olay değil. Amerikalı bir fizikçi olan Amos Dolbear tarafından 1897 yılında keşfedilmiş ve Dolbear yasası olarak biliniyor. Bkz: Dolbear’s Law
    Kuzey Amerika’daki cırcır böceklerini vs. inceleyen ve seslerini kaydeden cırcır böceği uzmanı etimolog Dr. Thomas Walker’in web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

    Tabi unutmamak gerekiyor ki bu sadece 45 Fahrenheit’in üstündeki sıcaklıklarda geçerli bir kural. 45 F derecenin altında cırcırböcekleri tembelleşiyor. Eğer sıcaklık 90 F’nin üzerine çıkarsa bu sefer de cırcır böcekleri enerjilerini korumak için daha az ses çıkarıyorlar.

    12
    Ara
    06

    Ağrı Tedavisinde Gelinen Son Nokta “Deniz Salyangozu”

    Queensland Üniversitesinde yapılan bir araştırma engin sularda mütevazı bir hayat süren bir deniz salyangozu türü sayesinde ağrı tedavisinde devrim yaratacak gibi görünüyor. Üniversitenin biomedikal bilimler bölümünde araştırma görevlisi olan Dr. Jenny Ekberg ağır yan etkileri olmayan ve tam olarak kronik ağrıyı hedefleyen bir toksin üzerinde çalışmalarını sürdürüyor, toksin büyük set resiflerinde yaşayan bir deniz salyangozu türü tarafından üretilmekte.

    dr ekberg

    Dr. Ekberg

    Okumaya devam edin ‘Ağrı Tedavisinde Gelinen Son Nokta “Deniz Salyangozu”’

    17
    Kas
    06

    Cam Kanatlı Kelebek ve Böcekseverlere Güzel bir Makro Galerisi

    Cam Kanatlı Kelebek

    1-Cam kanatlı kelebek (Greta Oto) Amerika’da yaşayan gayet ilginç bir kelebek türü. Adından da anlaşılacağı üzere bu kelebek türünün kanatları şeffaf. Buyrun…

    2-Web’de sörf eylerken rastladığım görsel bir şölen daha. Buyrun…

    02
    Kas
    06

    Işık Saçan Mantarlar

     

    mantarlar

     

    Brezilya'da São Paulo yakınlarındaki Ribeira Valley Tourist State Park'da bulunan bu mantarlar hava kararınca yeşil ışık saçıyorlar. Aynı ateş böceğinde olduğu gibi kimyasal bir reaksiyon sonucunda ışık üretmeyi başaran bu mantarlar Mycena cinsine ait yaklaşık 500 mantar türünden biri. Bu mantar cinsinin keşfedilen üyelerinden 33 tanesi ışık üretme yeteneğine sahip.

    Kaynak: NGS
    Fotoğraf: Rodrigo Baleia

    01
    Kas
    06

    Dünyanın En Yaşlı Arısı Bulundu!

    Fosil Arı

    Melittosphex burmensis Burma'da [Güneydoğu Asya] yaşamış bir arı türü filmlere konu olan klasik hikayedeki kehribar içinde gömülü şekilde bulunmuş ve yaklaşık olarak yüz milyon yıl  boyunca bu tuzağın içinde bilim adamlarının kendisini keşfetmesini beklemiş. Şimdiye kadar keşfedilmiş olanların içinde en eski arı fosili olan bu küçük örneğin şimdiye kadar keşfedilenlerden yaklaşık 35-45 milyon yıl daha eski olduğu belirtiliyor.

    National Geographic'in ayrıntılı haberine buradan ulaşabilirsiniz.
    Kaynak: NGS / Fotoğraf: NGS

    31
    Eki
    06

    Neden dişlerimizi fırçaladıktan sonra portakal suyunun tadı çok kötü gelir?

    portakal suyuBu soru belki de hiç birinizin aklının ucundan dahi geçmemiş olabilir fakat, eğer bir bardak portakal suyu içmeden hemen önce dişlerinizi fırçalarsanız ne demek istediğimi daha net anlayacağınızdan eminim. Questacon araştırma merkezinden David Cannell adlı bir bilim adamının dediğine göre bu olayın asıl sorumlusu diş macununda bulunan sodium laurel sulfate denilen bir madde. Bu maddenin yaptığı iş aslında tatlıya duyarlı alıcıları bloke etmek. Dilinizin üzerinde bulunan diğer tatlara duyarlı alıcılar ise çalışmaya devam etmekte fakat bu maddenin etkilediği alıcılar çalışmayı durdurmaktalar. Tabii bu madde sadece tatlı alıcılarını bloke etmekle kalmıyor aynı zamanda ekşi ve acı duyusunda artışa yol açıyor ve bu mekanizmanın doğal bir sonucu olarak da özellikle portakal suyu içerken ağzınızdan geçen acı ve ekşi tat duyusu dayanılmaz bir hale geliyor. Tat alıcıları vücudumuzun gerçekten de çok ilginç parçalrından biri. Dilimizin üstünde küçük yumrular şeklindeki bu oluşumlar minik birer soğancığa benzerler ve eğer çok yüksek büyütmeli bir mikroskopla bakacak olursanız yaklaşık sayıları onbin'i bulan her tat alıcısının yaklaşık elli farklı tat hücresinden oluştuğunu görürsünüz. Tat alıcıları hayli ağır bir yükün altında çalışır ve yaklaşık iki hafta içinde de ölürler. Fakat genelde bu ölenlerin yerine yenileri çıkar, tabii bu döngü her zaman gerçekleşmeyebilir. Siz yaşlandıkça ölenlerin yerini yenilerinin alması süreci yavaşlar ve bir noktadan sonra geriye döner sonuçta ileri yaşlarda iki ya da üçbin tat reseptörünüz kalır. Çocuklar inanılmaz bir tat alma duyusuna sahiptir. Eğer bir yiyeceğin tadı yeterince güçlüyse çocuklar bunu iğrenç bir tat duyusu olarak değerlendirebilir. Ne zaman ki yaşlanırsınız bu yiyecekleri yemeyi alışkanlık haline getirirsiniz. :] Belki de çocuklara zorla sebze yedirmeyi tekrardan bir düşünmek gerekir. Bilimadamları tat alıcılarının neden tekrardan çıktığını ya da çıkmadığını tam olarak çözebilmiş değiller. Fakat bilinen bir şey var ki o da bazı şeyler (Sigara gibi) tat alıcılarının tekrardan çıkma sürecini etkilemekte.

    Kaynak: www.abc.net.au "David Cannell"
    Çeviri: Emre Otlu

    23
    Eki
    06

    Uzun yaşamanın alternatif yolları ile ilgili bir hipotez

    Forum tartışması:

    apoyrazgil:

    iyi günler dilerim ben kendi çapımda uzun yaşamayla ilgili bir hipotez kurdum.size kısaca ifade etmek istiyorum.bana hipotezim hakkında bilgi verirseniz çook mutlu olurum.ben insan ömrünün çocuk yapmayla ters orantıda olduğu kanısına vardım bir bireyin yaşama amcı neslini devam ettirmektir.buda demek oluyorki biz nekadar çok cinsel ilişkiye girersek ömrümüz okadar kısalıyor.bu hipotezimin bir ayğınıda hayvanlar yönünden bakacak olursak yaşam ve doğum süreleri göz önünde bulun durularak nekadar uzunsa ömürleride okadar uzun oluyor.kısacası girdiği ilişki kadar ömrünü ayarlıyor ve yaşlanıp ölüyor.insanın fizyolojik dengesi bu işe odaklanmış bulunuyor.cinsel ilişki nekadar çok gerçekleşirse ömür odenli kısalıyor.papaların ,budaların,rahiplerin ömürlerineden uzun?ilişkinin yasak olması nedeniyle.

    emre:

    Hippocrates’den günümüze tüm hekimler ve tıpla ilişkili diğer bilimadamları insan ömrünü uzatabilme ve hatta ölümsüzlük üzerine birçok hipotez öne sürmüşler ve insan vücudnu tanımak adına birçok şey keşfetmişlerdir. Günümüzde de Anti-aging denilen -büyük bir kısmı şarlatanlıktan ibaret olmak üzere- büyük bir endüstri kurulmuştur ve bilimadamları için popüler bir araştırma alanı haline gelmiştir. Bu konudaki tartışmalar hala sürmektedir ve buna cinselliğin ömürle ilişkisi de dahildir.

    2002 yılında Sheffield Üniversitesinde kınkanatlı bir böcek türü olan “Tenebrio molitor” üzerinde yapılan bir çalışma hipotezini doğruluyor olabilir. Bilimadamları şunu gözlemlemişler ki çiftleşme sonrasında salgılanan bir hormon bağışıklık sistemindeki önemli bir enzimin aktivitesini bozmak suretiyle bahsi geçen böceklerin enfeksiyonlara karşı daha savunmasız kalmaları ve sonuç itibariyle ömürlerinin de kısalmasına yol açıyor. Ayrıca bu modelin diğer bir çok canlı için ipucu verebilecek bir çalışma olduğu öne sürüldüğüne göre insan için de sonuçtan bir pay çıkacağı aşikar. Çok çiftleşmenin ve kısa ömrün evrim mekanizmasındaki başarının anahtarı olduğu da buna eklenirse tartışma bir çok boyut kazanıyor.

    Bunun yanı sıra cinsel ilişkilerin kalp sağlığı için birçok kaynak tarafından önerildiğini de hatırlatmak isterim.

    İlgili Notlar:

    Bahsi geçen bilimadamına m.siva-jothy@sheffield.ac.uk “Dr Michael Siva-Jothy” e-mail atmak suretiyle ulaşabilirsiniz.
    Tenebrio molitor ile ilgili bir çok taksonomik bilgiye Animal Diversity Web sitesinden ulaşabilirsin.

    aranea:

    Bocekler ile insanlar arasinda soyle kucuk(!) bir fark var yalniz. insanalrda ve diger memelilerde canli dogurma ve yavru bakimi mevcut. Dolayisiyla ciftlesmeden hemen sonra bagisiklik sistemin zayiflamasi, tasinan bebegin (yeni nesil) hayatinin tehlikeye girmesi demek olur. biliyorsunuz ki bebekler sadece ana rahminde degil dogduktan sonra bile ana sutuyle anneden cesitli antikorlari alabiliyorlar. tabi bir de yavrunun dogumdan sonraki donemde kendi basina yasayabilecek duzeye gelene kadar bakimi ve korunmasi var. Bu durumda ebebeyinlerin onemini unutmamak gerek. Eger anne ve babalar olseydi cocuklar da dogmus bile olsalar cok uzun sure yasayamazlardi yalniz baslarina.

    22
    Eki
    06

    Evrim Teorisi

    evrim

    önce
    hiç
    acele
    etmeden
    bu
    satırları
    tek
    tek
    atlamadan
    okuyun
    arada
    bir
    satırı
    atlarsanız
    hiç
    bir
    anlam
    çıkmaz
    ve
    zamandan
    tasarruf
    edip
    hızlı
    okumaya
    çalışırsınız.
    atlamayın ve hızlı okumayın çünkü evrimin ortaya çıkmasını sağlayan temel kuvvetlerin -mutasyon,genetik sürüklenme,doğal seleksiyon,ratgele olmayan çiftleşme-ihtiyacı olan zaman yeterince vardı ve halen devam ediyor. Okumaya devam edin ‘Evrim Teorisi’

    22
    Eki
    06

    Reaktif oksijen türevleri

    Serbest radikaller, paralel spinlerde bir ya da daha fazla çiftlenmemiş elektron içerirler yani atomik ya da moleküler orbitalde tek bir elektron bulunur. Bu eşleşmemiş elektronlar yüksek enerjilidir ve eşleşmiş elektronları ayırıp işlerine engel olurlar. Bu işlem serbest radikalleri hem tehlikeli hem kullanışlı yapar.

    Bir ya da birden çok çiftlenmemiş elektronun bulunması o maddenin manyetik bir alana çekilmesine yol açar. Çiftlenmemiş elektronlar, atom ya da molekülü daha reaktif yaparak bunların kimyasal aktivitesini değiştirir. Bu elektronlar herhangi bir atom ile kolaylıkla birleşebilir. Her durumda radikal olmayan bir yapı radikal hale dönebilir (1). Serbest radikaller kararsız moleküllerdir. Vücudun kimyasal işlemleri sırasında doğal olarak salınırlar.

    Sürekli gelişmekte olan teknoloji, oluşan çevre kirliliği, sigara, UV… ve pek çok diğer etken sürekli olarak çeşitli toksik maddelerle karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır (2). Bu etkiler kendini serbest radikal oluşumuyla gösterir.

    Serbest radikallerin fazlalığı hücrelere hatta bunların DNA’ sına bile zarar veren, kimyasal zincir reaksiyonlarını başlatabilmekte ve kanser oluşturacak bir dizi olaya neden olabilmektedirler (3).

    Oksijen dört elektron alarak tümüyle indirgendiğinde su oluşur. Eğer ardı ardına bir elektron indirgenmesine uğrarsa biyolojik sistemlere zarar veren reaktif türevler oluşur.

    Moleküler oksijenin toksik etki göstermesi, oluşturduğu süperoksit radikali, hidrojen peroksit, hidroksil radikali ve singlet oksijen gibi reaktif ara ürünler nedeniyledir.

    Hidroksil radikalleri en reaktif serbest radikallerdir ve vücuttaki serbest radikal hasarının en önemli sorumlularıdır. DNA ile hidroksil radikallerinin etkileşimi durumunda radikallerin %80’ i bazlara eklenir ve %20’ den az kısmı da şeker grubundan bir hidrojen atomu alır.

    DNA, stabil bir molekül olmasına rağmen yaşam boyunca fizyolojik koşullarda spontan kimyasal oksidatif hasara uğrayabilir. Örneğin, pürin kaybı ile apürinik alanların oluşması insan genomunda gün içinde 10000 kez meydana gelebilir (4). DNA da oksidatif stres, dal kırıkları, abazik alanlar (AP), şeker hasarı, DNA–protein çapraz bağlanması, pürin ve pirimidin bazlarının modifikasyonu gibi hasarlara neden olur.

    ROS (Reaktif Oksijen Türleri), doğrudan pürin ve pirimidin bazlarına saldırdığında bazlarda modifikasyonlar meydana gelir.Örneğin: OH radikali bir pürin olan guaninin 4, 5 ve 8 pozisyonlarındaki C atomlarına veya adeninin 4, 5 ve 6 pozisyonlarındaki C atomlarına katılarak çeşitli ürünler oluşturur (5).

    Bu nedenle en yaygın olarak ölçümlenen baz hasarı 8-OHdG (OH radikalinin C-8’ e katılması ile oluşan katılma ürünü ) dir (6)

    8-OHdG içeren DNA’ nın, invitro DNA sentezi sırasında bir kalıp olarak kullanıldığı zaman yanlış okumaya ve GC—TA mutajenezine yol açtığı gösterilmiştir (7)

    DNA hasarının mutlaka kansere yol açması da beklenmemelidir.Düşük düzeylerde hasar, etkin bir şekilde onarıldığından ve yüksek düzeylerde oksidatif hasarı ise hücre ölümü ile sonuçlandığından, orta düzeydeki hasarın maligniteye yol açma olasılığı çok yüksektir.

    1)Vassev et al. 2000
    2)Asayama et al. 1990
    3)Rios et al. 2004
    4)Cooke et al. 2002
    5)Hara et al. 2001
    6)Helbock et al.1999
    7)Kasai 1997

    Kaynak: scoutmcbeal-bilimadami.net biyoloji bölümü

    22
    Eki
    06

    İnsanların neden bir çiftleşme dönemi yoktur?

    Forum Tartışması:

    Sinan Sağıroğlu:

    Doğadaki birçok hayvan bildiğim kadarıyla bir çiftleşme dönemine sahiptir. Dişideki ovulasyon dönemi ve erkekteki sperm üretme periyodu sanırım bu konuyla yakından ilgili faktörler. Peki insanın canı istediği zaman çiftleşebilmesinin altında yatan temel mekanizmalar nelerdir?

    Usul:

    Temel mekanizma dersen, insanların düşünebilmesi, diger canlılar gibi bunun gibi önlemler almamıza gerek yok.
    Neden mevsimden mevsime yapalım? koruna biliyoruz ve sevişmek güzel bir şeydir.

    Sinan Sağıroğlu:

    Sadece insanın düşünebilmesi yani sinir sisteminin evrimi bu olayı açıklamak için yeterli olmayacaktır gibime geliyor. Bize yakın akraba olan primatlarda acaba durum ne? Günümüz bilimi, insanı birçok açıdan evrimin en üst basamağında ifade ediyor. Örneğin beynimiz bir çok açıdan diğer canlılardan daha gelişmiş durumda ama gözlerimiz bir kartalınki kadar keskin değil, çünki -sanırım- ihtiyacımız yok. Acaba bu durum üreme sistemimize ve üreme davranışımıza ne şekilde etkide bulundu. Bir an için insanın düşünemediğini farz edelim ya da en ilkel insana dönelim acaba bir üreme mevsimi varmıydı. Bir canlı neden üreme mevsimine ihtiyaç duyar da kafasına göre çiftleşmez? Soruya bir çok farklı yanıt bulunabilir. Acaba şunu söyleyebilir miyiz: İnsanın düşünebilmesi yani sinir sisteminin evrimi üreme sistemi ve üreme alışkanlıkları konusunda onu eğitti ve bu şekilde evrilmesine yol açtı. Peki dönem dönem çiftleşmenin ne gibi bir negatif tarafı vardı ki insan evrilirken bu yolu tercih etti?

    Peki iletişim sistemine ne gibi bi açıklama getirilebilir? Örneğin birçok canlı -insan da dahil olmak üzere- feromon denilen bir salgı üretir ve bu karşı cinse “hadi çiftleşelim” mesajını iletir. İnsan konuşabilen bir varlıktır… Acaba konuşabilen insanın feromon mekanizması artık pasifize mi oluyor? O zaman sinir sistemimizin gelişmesi -örneğin;beyindeki konuşma mekanizması- ilkel mekanizmalarımızı pasifize mi etmekte? Bunun sonu nereye varıcak acaba?

    Usul:

    her gün duş yapmamız üzerimizdeki feromonları temizliyor. Bağzı parfümlerin içine feromon koyuyorlar.
    İnsan evrimiyle bir ilgisi yok. İnsanlar duygularını saklaya bilir, yalan söyleye bilir, aklına her geleni yapmaz, bunun sebebide düşünebilmesi, olaylarda ki neden sonuç ilişkisini görebilmesi. Toplumun oluşturduğu kurallarda önemli tabi.

    Bütün insanlar aynı anda doğursa hastanelerin hali ne olurdu acaba?

    Ayrıca insanlar için doğal seleksiyon ne kadar gecerli?

    Sinan Sağıroğlu:

    Evet mantıklı bir çözümleme gibi geldi bana da. Aslında insanın evriminden kastım ilkel insandan bugüne olan süreci kapsıyor. Bugünün insanı için doğal seleksiyondan ne kadar geçerli tartışılır tabi. Ama mutlaka kendimize bir şekilde uygun eşler seçerek evrildiğimiz kesin. Geçen NTV’de bir belgesel seyretmiştim insanın seksüel davranışları ile ilgili. Bağışıklık sistemi için 6 çeşit genetik derece var ve insan karşı cinsin salgıladığı feromona göre kendisine tam zıt olanı seçiyor ve bebeğinin sonuç olarak daha sağlıklı olmasını amaçlıyor. Hatta deney bile yapmışlardı… Önce kadınlara test yapıyorlar ve her 6 dereceden birer kadın seçip koşturup terlettiriyorlar. Sonra Atletleri ayrı ayrı kavanozlara koyup sunucuya koklattırıyorlar ve sunucu güzel kokandan kötü kokana doğru kavanozları sıraya diziyor ve ta taam; kendine tam zıt karakterdeki genetik koda sahip kadının kokusunu en güzel buluyor. Konuya farklı açılımlar da kazandırabiliriz gibi geldi bana.

    Dr. emette brown:

    Şöyle diye biliriz insanlar düşürünür ve belirli bir şuurla karar verir fakat her çiftleşmelirinde ana rahminde yeni bir canlı oluşmaz nedeni ise dişi yumurta hücrelerinin belirli dönemler olgunlaşan foliküller yumurta kanalına aktarılır böylece verimli erkek sperm hücresi geldiğinde ana rahmin hücresinde canlı oluşumu başlar.
    Mesturasyon evreside bu yumurta hücrelerinin yenilendiği dönemdir ve ay için dişi yumurta hücreleri belirli zaman aralığında döllenmeye elverişlidir o yüzden insanlar çiftleşmeyi tatmin etmek içinde kullanırken hayvanlarda bu sadece neslini devam ettirmeleri için oluş düşünsene her hayvan canı istediğinde çifleşse her seferin soyunu artırır buda ekolojide büyük çapta olumsuzluğa yol açardı her şey mükemmelce tasarlanmış şu evrende öyle değil mi?

    Telomer:

    olayın birçok yönlü açıklaması var.sadece evrimsel açıdan bakmak bizi tam bir sonuca götürmez ki biyolojik evrimden hep bahsedilmiş.ama insanların “sosyal evrimi” ni de göz ardı edemeyiz.bu süreç içersinde diğer canlılardan birçok yönden daha avantaşlı duruma gelmiştir…
    sorunuza cevap vermeden önce şunu söylemek istiyorum:
    cinsellik,üreme,sex,orgazm,eş seçimi,feromonlar,dinsel dogmatizm…gibi birçok konunun irdelenmesi gerekiyor.bilimde ciddi anlamda bir sonuç elde etmek istiyorsanız o zaman konuyu birçok yönden ele almanız gerekiyor.önemli başlıklar halinde yazdığım kısımlar içersinde birçok soru da sorulabilir.
    mesela:insanların çiftleşmesi diğer canlılardan farklı mıdır? neden?
    cevap:tek hücreli canlılardan tutun da çok hücreli komplex canlılara kadar her canlı için çiftleşmek demek:türün devamlılığını sağlamaktır.bu ne pahasına olursa olsun değişmez.nitekim ;”karadul” denen bir örümcek türünün dişisi ,erkeğiyle çiftleştikten sonra onu öldürür.rengi kara olduğu için ve eşini öldürdüğü için “karadul” denmiştir…peki diğer erkek bireyler bu olay karşısında neden hala çiftleşiyorlar acaba? bu durum insanlar için geçerli olmuş olsaydı eğer o zaman erkek bireyler dişilerle çifleşirlermiydi? kesinlikle hayır..!! peki neden çiftleşmezler? çünkü insan türü düşünebilen,muhakeme yeteneği olan bir türdür.sadece “iç güdülerle” hareket etmez.aksine “güdülenme” yeteneği son derece güçlü olan bir türdür.ama diğer hayvanlara baktığımzda ciddi bir boyutta “iç güdüsel” bir mekanizma hakim.nitekim üreme etolojisi de iç güdüsel mekanizmayla oluyor.ama insanlarda “iç güdüyü” kontrol altına alan mekanizmalar var…
    diğer hayvanlarda üreme içgüdel ve salt türün devamlılığını sağlamak olmasına rağmen ;insanlar için salt türün devamlılığını sağlamak ikinci planda kalıyor.işte ikincid planda kalan şey “iç güdüseldir”…
    diğer taraftan çiftleşmekteki diğer amaç ise ; türün devamlılığını sağlamaktan öte;cinsel dürtülerin boşaltılmak istenmesi.işte bu dürtünün boşaltılmak istenmesi aslında diğer hayvanlarda olduğu gibidir ama “baskılama” “bilinç altına itme” kontrol etme”…gibi mekanizmalar insanı diğer canlılardan “çiftleşme” davranışı bakımından farklı kılar.
    aslında konu çok detaylı .soru cevap şeklinde devam etsek herhalde daha sağlıklı güzel cevaplar ortaya çıkabilir.

    tosbish:

    evet bu konuda bir çok faktör rol oynuyor.ama benim değinmek istediğim konu üreme zamanlarıyla ilgili.insan üreme hücreleri sperm ve yumurtalar her zman embriyo oluşturacak olgunluktadırlar.yani yılın herhangi bir döneminde çiftleşme memkündür çünkü hücreler olgunlaşmış durumdadır.
    ama başka hayvanlarda üreme mevsiminden önce yada sonra bu hücreler tam olarak döllenebilme kapasitesine ve olgunluğuna ulaşmazlar.bu konuda enzimler ve hormonların rolü büyüktür.ve enzimler ve hormonların salgılanmasını etkileyende yılın değişik zaanlarındaki farklı çevre şartlarıdır.mesela yılın sıcak zmanların çiftleşme eğilimi göstern bir canlıda üreme hormonlarının sıcakta daha fazla salgılanması yada aktif hale gelmesi olayı vardır ve bundan dolayı belli bir dönemde çiftleşme daha verimlidir.

    Mustafa Kıyak:

    aslında hayvanlardada bildigim kadarıyla oyle bi mevsim yok…kısın doguran kedi yavrularını yer…nedeni ise o mevsimde onlara bakamayısıdır…yan,i yanlıslıkla ciftesmistir….yani haywanlar icgudusel olarak dogru zamanı beklerler yavrularınıın beslenebilecegi verimli bir zamanı…. buda genel olarak bahar ayıdır…bazıları haric…eger insanlar magrada yasıyo olsalardı onlarda ona gore ayarlardı…… ama simdi sıcak evlerde zararsız buyutuluyoruz… sonucta beklemeye gerek yok istedigin zaman yap..

    ne o neo:

    yavru bakımı ve sürekli üretilen yumurta ve spermler. insanoğlunu düşünmenin yanında diğer canlılardan avantajlı kılan diğer bir özelliği belkide budur. çünkü doğada başarı hayatta kalmak ve yeni bireyler oluşturarak neslini devam ettirmektir. ancak insanoğlu bunu istediği zamanlarda yapabilmekte hatta keyfi olarak burcunu bile belirlemektedir (umarım sadece burçlarını belirleriz ya cinsiyetini belirlersek?).
    doğan yavru ortalama ve genellikle en az (türkiye koşullarına göre düşünülürse) 20 sene boyunca anne ve babanın gözetimi altında kalır. yavrunun koloni içinde kalmasına neden olacaktır. bu nedenle bireyin işini şansa bırakmaması gerekmetedir yani 20 sene boyunca ya bir yavruyu yetiştirecek ya da bir tane daha yapacaktır. tercih genellikle bi tane daha yönündedir. bunu aslan kolonisinde görülenle karşılaştırırsak daha iyi anlaşılacaktır. yeni bir koloniyi ele geçiren erkek birey öncelikle kolonide eski baskın erkeğin yavrularını yer. böylece dişi kısa bir süre sonra çiftleşmeye hazır hale gelir (national geographic sen nelere kadirsin) ve yeni baskın birey neslini devam ettirme şansı bulur.
    iş asla şansa kalmamalı. çünkü doğal seleksiyonun tek silahı ölümdür (kör saatçi-yazarın hatırlamıyorum). ve doğal seleksiyon her canlı için doğal seleksiyondur. trafik kazası bazen kullandığı alet olur bazen savaşlar bazen de hastalıklar. hepsinde her zaman güçlü olanlar hayatta kalır.

    bunların hepsi ya -bilim- kurgu ya da gerçek, eğer varsa.
    şimdilik bu kadar.

    esghi:

    bence doğal seleksiyon hayvanlar aleminin tüm canlılarında olduğu gibi kesinlikle insanlarda da var. en basit örnek şu: anne-babalar çocuklarını zengin, iyi işi olan, sağlıklı insanlarla evlendirmek isterler. insanlar kendileri bile eş seçerken bu özelliklere bakıyor. aids hastası bir kadın/erkekten çocuk sahibi olmayı, ne kadar severse sevsin, kimse istemiyor bunu bile bile. doğal seçilim kesinlikle insanlar için de geçerli.

    ancak insanların çiftleşme dönemlerinin olmaması bence sadece aklımızı kullanabilmemizle ilgili değiş. çünkü insanların sevişmekteki tek amaçları çocuk yapıp soylarını devam ettirmek değildir. hatta bu öncelikli sebep bile değildir çoğu zaman. insanlar çok az aralıklarla çocuk yapmak için sevişir. ama genellikle zevk için sevişir.

    yeryüzünde zevk için sevişen iki canlı türü var: insanlar ve yunuslar! burdan da benim düşüncem, insanların maymunlardan çok yunuslara benzediği. her neyse. bu konu evrime kayar burdan.. Smile

    bence insanların çiftleşme mevsimlerine sahip olmamalarının temel nedeni menstural siklusta yatıyor, yani ovulasyonda. sağlıklı bir kadın her ay düzenli olarak 2-4 yumurta geliştirir ve döllenme olmayınca bunu atar. bu birçok memeli hayvanda da böyle ancak her memeli hayvan her ay yumurtlamaz. dişinin yumurta oluşturacağı dönemler bellidir. bu senede 1 veya 2 kez olur. o yüzden hayvanlar, sahip oldukları hayvani dürtülerle, sadece soylarını devam ettirmeyi amaçlarlar. ve bilirler ki soyunu devam ettirebilmesi için hayatı boyunca insanlar kadar çok şansı yoktur.

    ancak hayvanlar aleminde de istisnalar olduğnu unutmamak gerek. evet, hayvanlar genellikle üreme mevsimlerinde çiftleşirler. ama nadir de olsa, türe özgü değil de bireye özgü düşünülmeli, üreme mevsimi dışında zorla ya da değil çiftleşmeler görülür. bunun sonucunda eğer yavru doğarsa, arkadaşımızın dediği gibi mesela kedigiller yavrularını yer.

    bence olayın temeli endokrinoloji, nöroloji vs. den çok embriyoloji ve özellikle de üreme fizyolojisinde yatar.


    Kaynak: Bilimadami.NET biyoloji forumu




    RSS Bilimadami.NET

    • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

    Sayfalar

     

    Mayıs 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Tem    
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    28293031  

    Blog İstatistikleri

    • 27,648 hits

    Top Clicks

    • Hiçbiri

    Göze Batanlar

    Fotoğraf

    Midu - Summer 2012 (Explored #1 - May 25th)

    Rainbow and Sunlight, Yorkshire Dales (Explored)

    Happy Fence Friday!

    Phidippus insignarius

    la soledad domesticada

    More Photos

    Takip Et

    Get every new post delivered to your Inbox.